|
Çevre Güvenliği Uzmanı Gül Göktepe'nin basından derlediğimiz bir konuşması aşağıda:
Nükleer bilinç
Türkiye neden nükleer alanda kaplumbağa hızıyla ilerliyor?
Geçtiğimiz yıllarda Nükleer santraller 2012-2017 yılları arasında
sisteme girecek dendi. Enerji kaynakları konusundaki tercih,
uzmanlarla birlikte karalaştırılacak bir tercihtir. Ülkenin geleceği
konusunda en temel ve stratejik tercihlerden biridir. Bugün alınan
kararlar kadar, alınmamış olan kararlar da ülkenin kaderini
belirler. Şurası açık ki, Türkiye nükleer alandaki faaliyetleri ve
gelişmeleri çok uzaktan ve geriden izledi. Ne zaman nükleer enerji
gündeme geldiyse, birileri çıkıp protestolarını yükseltti.
Türkiye kendi kararını kendisi verecek
bağımsızlıkta hareket edebildi mi, tartışılır. Ne var ki, enerji
gibi uğruna dünya savaşları çıkan, yüz binlerce insanın hayatı hiçe
sayılan bir konuda kimsenin kimseyi serbest bırakacağı düşünülemez.
İster özgür fikriyle, isterse maşa olarak herkes fikrini
söyleyebilir. Bazıları nükleer enerjiye karşı olur; bazıları nükleer
enerji taraflısı. Ucunda milyarlarca dolar olan çıkarlar, beklenti
sahiplerine kesenin ağzını açtırır. Bir anda toplu gösteriler,
dernekler, gruplar... Türkiye karanlıkta kalacak, kalmayacak...
Nükleer enerji temiz enerjidir, değildir. Daha ucuzdur, değildir.
Enerji bağımsızlığı sağlar, sağlamaz... Güvenlidir, tehlikelidir..
Hani bilim tek çizgiydi?
Bir grup bilim
adamı çıkar A`yı savunur,
diğer bir grup B`yi,
sıra dışılar da C`yi.
Yine sonu gelmeyen tartışmalar başlar.
Karar veremeyen bilimin
kendisi mi, bilim adamları mı, spekülatörler mi, güdümlü kalemler
mi, politikacılar mı, bürokratlar mı?
İşte bu kararsızlık Türkiye`nin
gelişen dünyaya ayak uyduramamasındaki en büyük etkenlerdendir.
Enerji konusunda masum, içtenlikli, realist kişi, örgüt, grup,
dernek var mıdır dünyada?
Önemli olan, manipülasyona, yönlendirmeye
düşmeden özgün kararını verebilmektir.
İşte biz bunu yapamıyoruz.
Planlara göre Türkiye Nükleer Enerji`yle 2012 yılında tanışacak.
ABD, Rusya, Avrupa, Çin, İsrail, Hindistan, Kuzey Kore, Güney Kore,
Pakistan... Bunlar nükleer silah üretimi yapan ülkeler. Nükleer
santrallere gelince, dünyada 400`ün üzerinde nükleer santral var ve
bunların yaklaşık dörtte biri ABD`de. Bunlardan çok azı kapatılıyor.
Biz de dünyadaki bu dönüşe ayak uydurmak için nükleer enerjiden uzak
durduk, belki de durdurulduk.
17 Kasım 2004`te Türkiye Atom Enerjisi
Kurumu Başkan Danışmanı Nükleer Mühendis Gül Göktepe şöyle dedi:
`Dünya yeniden nükleer enerji dönemine dönüyor.
Gelişmekte olan ülkeler arasında enerji talebi en fazla artan ülke
Türkiye. Biz yenilenebilir enerjilere karşı değiliz. Biz rüzgar
enerjisi gibi temiz enerjilerden de yararlanılmasını istiyoruz.
Ancak bunlar tek başlarına yeterli olmadığı için nükleer enerji gibi
temiz enerjiye de ihtiyaç olduğunu söylemeye çalışıyoruz.` Şurası
bir gerçek ki, dünya devleri nükleer çalışmalardan, araştırma ve
geliştirmelerden vazgeçmeyecek. Gözden kaçırılmaması gereken nokta,
nükleer santrallerin öneminin, nükleer silah üretimi için temel
teşkil etmeleridir. Bu üretimi yapan ülkeler artık gereksiz ve
demode olmuş santralleri elbette kapatacak. Askeri olarak
hedeflerine ulaşmış durumdalar. Çin`in ve İsrail`in 400`er kadar
nükleer başlığı var. Yetmez mi? Türkiye`nin nükleer araştırma ve
yatırımlardan uzak tutulmasının en önemli nedeni nükleer silaha
ulaşmasıdır. Perdenin arkasındaki hesaplar her zaman şaşırtıcı olur.
Bu şaşırtıcı olamayacak kadar net bir gerçeklik. Ayrıca enerji
konusunda dışa bağımlı bir Türkiye birçok uluslar arası gücün
arzusudur. Petrol, doğalgaz derken, bütçenin çok ciddi bir kısmı
dışarı gidiyor. İstenen bu. Son günlerde İran ile yaşanan doğalgaz
boru hattındaki kapasite düşürülmesi olayı gibi, Rusya da hattı
kesebilir. Yani birilerinin avucu içindesiniz. Ve alternatifleri
tepmişsiniz. Kendinizi bağlamışsınız. Bitmedi. 70`li yılların meşhur
Yedi Kızkardeş, (Seven Sisters) adı verilen petrol tekelleri ve
bugüne olan uzantıları sizi bırakır mı?
Beni meşgul eden soru, neden Türkiye nükleer alanda daha hızlı
çözümler içine giremiyor? Kasıtlı olarak mı girmiyor, izin mi
verilmiyor? İran yaramaz çocuk da, biz uslu çocuk muyuz?
-------------------------------------------------------------
Küçükçekmece gölü ölüyor
Yılda en az iki kez toplu balık ölümlerinin yaşandığı Küçükçekmece
Gölü çevresinde yaşayan yurttaşlar, gölün üzerinin yeşil bir tabaka
ile kaplı olduğunu, kokudan dolayı çevrede oturulamaz duruma
gelindiğini söylediler.
Uzmanlar ise özellikle çocukların üzeri açık su birikintilerinde
oynamalarının ve balık tutmalarının salgın hastalık tehlikesini de
beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu. CHP Küçükçekmece İlçe
Başkanı Nurettin Şen, göldeki balıkların neslinin hızla tükendiğine
dikkat çekerek, ``Bu kirliliğe kim ne zaman dur diyecek ve
Küçükçekmece gölünü kurtarma çalışmalarını kim başlatacak?`` dedi.
Belediye Başkanı olduğu dönemde Küçükçekmece Gölü`nü kurtarmak üzere
giriştiği çalışmalarda karşısında İSKİ`yi bulan Şen, ``Küçükçekmece
Gölü ölüyor. Bunun sebebi İSKİ, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve
Çevre Bakanlığı`dır`` diye konuştu. Müh. Gül Göktepe, balık
ölümlerinin aşırı kirlilikten dolayı oluşan ``ötrifikasyon`` dan
kaynaklandığını söyledi. Küçükçekmece ve Avcılar ilçelerindeki
sanayi kuruluşlarının arıtma yapmadan atıklarını deşarj ettiğini
vurgulayan Göktepe, ``Halk arasında ``yeşil ölüm`` olarak da bilinen
olay, sudaki çözünmüş oksijen miktarında bariz bir azalma, biyolojik
oksijen, kimyasal oksijen ihtiyacında ve amonyum azotu miktarında
artışıla meydana gelir. Ve bu olay Küçükçekmece Gölü`nde yılda en az
iki defa yaşanıyor`` dedi. Göktepe, Küçükçekmece Gölü Havzası`nda
yaşayan yaklaşık 500 bin kişinin atığı tüm evsel ve sanayi
atıklarının hiçbir arıtma yapılmaksızın dereler veya doğrudan deşarj
kanallarıyla göle verildiğini ifade etti. Halk sağlığı açısından en
ciddi risklerden biri olan lağım şebekesinin sık sık patlaması ve
aşırı yağışlar sonucunda göle verilmeden önce cadde ve sokaklara
taştığını anlatan Göktepe, Küçükçekmece Gölü`nün su kalitesinin
Dünya Sağlık Örgütü limetlerinin çok altında olduğunu söyledi.
Göktepe, ``İSKİ tarafından plana alınan kollektör -kanalizasyon
(fosseptiklerin bağlanması dahil), halkalama, arıtma ve deşarj
projesinin bir an önce tamamlanması gerek` dedi. cumhuriyet
--------------------------------------------------------------
Savaş artığı ithal demirlere radyasyon kontrolü
Başta Irak olmak üzere yurtdışından ithal edilen hurda demirler,
radyasyon tehlikesine karşı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu(TAEK)
tarafından sınır kapılarında ve limanlarda radyasyon algılama
cihazlarından geçiriliyor.Gül Göktepe, özellikle Irak`tan gelen
hurdaların sıkı bir denetimden geçirildiğini, düşük oranda dahi
uranyuma rastlanılan hurdaların atık tesisine taşındığını anlattı.
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül`ün geçtiğimiz günlerde CHP İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu`nun soru önergesine verdiği cevapla
gündeme gelen ithal hurda demirdeki uranyum konusu, TAEK`in
gündemini en çok meşgul eden uğraşlardan biri haline geldi.
Hurdalarda radyasyon bulunduğu tespit edildikten sonra TAEK devreye
girdi ve çeşitli tedbirler alınmaya başlandı. TAEK`in hurda
demirlerdeki radyasyon konusundaki çalışmalarını anlatan Göktepe,
hurdaların TAEK`i çok yoğun şekilde meşgul ettiğini belirterek,
`Irak`tan ithali yapılan demir hurdalarda radyasyona rastlanıyor.
Orada ABD ve İngiltere savaşta fakirleştirilmiş uranyumu kullanıyor.
Sınırlardan ve limanlardan binlerce ton hurda geliyor. TAEK olarak
bütün sınırlara ve liman girişlerine radyasyon algılama cihazları
yerleştirdik. Ayrıca bir de bu hurdaları alan firmaların kendi
tesislerine yerleştirmesini sağladık. Yine de alınan tedbirlere
karşın, zaman zaman hurdalarda fakirleştirilmiş uranyuma
rastlanıyor.` dedi. Irak`tan alınan hurdalardaki radyasyon konusunda
gerekli incelemeleri yaptıklarını ve sonuçları ilgili kurumlara
bildirdiklerini, ayrıca yazışmaların devam ettiğini belirten Göktepe,
hurdalarda rastlanılan radyasyon miktarının çok düşük olduğunu
savundu. Göktepe, `Cihazlar tarafından algılama olduğu anda,
uzmanlarımız gidiyor ve düşük de olsa radyasyon varsa, hurdalar
alınıyor ve atık tesisimize taşınıyor.` dedi. Ahmet Dinç, Ankara
--------------------------------
Nükleer enerjide Çernobil korkusu
Nükleer Enerji Mühendisi Gül Göktepe, nükleer enerji karşıtlarının
Çernobil’den çok etkilendiklerini ve korktukları için bu enerjiyi
kabul etmediklerini söyledi.
. Elektrik Mühendisleri Odası(EMO) Mersin şubesinin düzenlediği
“Nüksem 2007 -Nükleer Enerji Sempozyumu” Mersin Üniversitesi Uğur
Oral Kültür Merkezin’de yapıldı. 19-20 Ekim tarihinde dört oturum
şeklinde yapılan sempozyumda konunun uzmanları, Nükleer Enerji
konusu da gerekçeler, kazalar, riskler, halk sağlığı ve toplumsal
maliyetlere ilişkin bildiriler sundu.
Sempozyum sonunda düzenlenen panelde konuşan Prof. Dr. Mehmet
Tombakoğlu, nükleer enerji konusunda bir devlet politikası olması
gerektiğini belirterek: “Türkiye’nin bu konuda geç bile kaldı. Böyle
giderse daha 10-20 sene aynı şeyleri tartışıp duracağız. Her
teknolojinin riski vardır ama tedbirleri de vardır” dedi. Nükleer
Enerji santrallarına bazı kesimlerin karşı olmasını anladığını ama
EMO’nun buna karşı olmasını anlayamadığını ifade eden, Mühendis Gül
Göktepe de, “Nükleer karşıtlarının kökeninde korku vardır.
Çernobilden çok etkilendikleri ortadadır. Batıda yaşamış biri olarak
biliyorum ki, onlar Nükleer Enerjinin gerekliliğini anlayarak
risklerini de göz önünde bulundurarak her türlü tedbirini alıyorlar,
hem artık halkın kabul etmediği bir şeyi yapamazsınız. Zaten bu
noktaya doğru gidiyoruz” diye konuştu.
Yeni Asya
-------------------------------------------------------------
Nükleer santral 2012`de Sinop`a...
Milliyet- CHP Sinop Milletvekili Engin Altay ise `Biz Sinop`a
üniversite istiyoruz. Nükleer santral, üniversitenin alternatifi
değildir` dedi. Nükleer enerji karşıtı Sinoplular`ın oluşturduğu
Sinop Bizim Platformu TAEK`e başvurarak, illerinde nükleer santral
yapılıp yapılmayacağını sordu. TAEK adına başvuruyu yanıtlayan
Nükleer Bilgi Birimi(NÜKBİL) Başkanı B. Gül Göktepe, `Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu, Sinop ilimiz de dahil olmak üzere Türkiye`nin her
tarafında araştırma faaliyeti yürütmektedir. Nükleer enerjinin
barışçıl amaçlı kullanımı için gerekli hazırlıkları yapmaktadır`
dedi. Nükleer santrallerin kurulmasıyla ilgili tüm aşamalarda proje
yönetimi görevinin TAEK`e verildiğini belirten Göktepe, ilk
santralin 2012`de açılmasını planladıklarını şöyle ifade etti:
`Ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedefleri içinde, Türk toplumunun
refahı için; sürekli, güvenilir, ekonomik ve çevre dostu bir şekilde
elektrik üretiminde nükleer teknolojiden yararlanılması hususu
hükümetimizin ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın
gündemindedir. 2012 yılında devreye girmesi öngörülen ilk nükleer
santralimizin kurulmasıyla ilgili hazırlık faaliyetleri TAEK
tarafından yürütülmektedir. Ancak ülkemizde kurulması öngörülen ilk
nükleer santralin yeri ve tipi henüz belirlenmemiştir. Yer seçimi
ile ilgili olarak halen farklı alanlarda ön etütler yapılmaktadır.
Bunlar belli bir aşamaya geldiğinde yetkililer tarafından kamuoyuna
açıklama yapılacaktır.` CHP`Lİ ALTAY: NÜKLEER SANTRAL DEĞİL
ÜNİVERSİTE İSTİYORUZ CHP Sinop Milletvekili Engin Altay da ANKA`nın
sorusu üzerine, Sinop`un eğitim ve turizm kenti olmak istediğini, bu
alanlarda yapılacak her türlü çalışmaya da katkı sağlayacağını
söyledi. Nükleer santral konusunda halkın tepkisinin dikkate
alınması gerektiğini vurgulayan Altay, `Sinop, bir eğitim, kültür ve
turizm şehridir. Öyle de kalmak istiyor. Biz Sinop`a üniversite
istiyoruz. Nükleer santral, üniversitenin alternatifi değildir. Bu
konuda Sinop halkının tercihi de üniversiteden yanadır. Sinoplular
ve Sinop`u sevenler, üniversite yerine nükleer santral kurmak
isteyenlere gereken yanıtı verecektir` diye konuştu. SİNOP
PLATFORMU: ÇERNOBİL VE VARİL TRAVMASI UNUTULMADI Nükleer enerji
karşıtlarının oluşturduğu Sinop Bizim Platformu Dönem Sözcüsü Oya
Koca da yaptığı açıklamada, İTÜ Enerji Enstitüsü öğretim üyesi Yrd.
Doç. Dr. Önder Güler`den aldığı bilgileri de kamuoyuna aktardı.
Sinop`un önemli bir rüzgar enerjisi potansiyeline sahip olduğunu
belirten Koca, Elektrik İşleri Etüd İdaresi tarafından hazırlanan
`Türkiye Rüzgar Atlası`na göre, rüzgar hızlarının Marmara, Batı
Karadeniz ve Dogu Akdeniz kıyılarında 6.0-7.0 m/sn düzeyinde
olduğunu kaydetti. Koca`nın açıklaması şöyle: `Avrupa Birliği`nde
yenilenebilir enerji kaynaklarına, daha çok rüzgar enerjisi
konusunda önemli yatırımlar yapılıyor. Türkiye`de ise yenilenebilir
enerji kaynaklarının payı yüzde 1`e bile ulaşmıyor. Rüzgar enerjisi
yerli, doğal ve tükenmeyen, atmosferik ısınmaya yol açmayan,
karbondioksit emisyonu olmayan, doğal bitki örtüsü ve insan
sağlığına olumsuz etkisi bulunmayan ve en önemlisi radyoaktif etkisi
olmayan bir kaynaktır. Çernobil ve zehirli varil travmalarını
yaşamış Karadeniz Bölgesi ve Sinop`a yeniden bir nükleer tehdidin
dayatılmasını kabul etmiyoruz. Sinop, her gün esen rüzgari ile bu
alanda önemli bir potansiyele sahip. Bu alternatif
değerlendirilmeden, dünyada terk edilen nükleer teknolojinin,
nükleer lobicilerin baskısıyla Türkiye`ye sokulmasına izin
verilmemelidir.`
--------------------------------------------------------------------
Nükleer bilinç
Türkiye neden nükleer alanda kaplumbağa hızıyla ilerliyor?
Geçtiğimiz yıllarda Nükleer santrallar 2012-2017 yılları arasında
sisteme girecek dendi. Enerji kaynakları konusundaki tercih,
uzmanlarla birlikte karalaştırılacak bir tercihtir. Ülkenin geleceği
konusunda en temel ve stratejik tercihlerden biridir. Bugün alınan
kararlar kadar, alınmamış olan kararlar da ülkenin kaderini
belirler. Şurası açık ki, Türkiye nükleer alandaki faaliyetleri ve
gelişmeleri çok uzaktan ve geriden izledi. Ne zaman nükleer enerji
gündeme geldiyse, birileri çıkıp protestolarını yükseltti. Türkiye
kendi kararını kendisi verecek bağımsızlıkta hareket edebildi mi,
tartışılır. Ne var ki, enerji gibi uğruna dünya savaşları çıkan, yüz
binlerce insanın hayatı hiçe sayılan bir konuda kimsenin kimseyi
serbest bırakacağı düşünülemez. İster özgür fikriyle, isterse maşa
olarak herkes fikrini söyleyebilir. Bazıları nükleer enerjiye karşı
olur; bazıları nükleer enerji taraflısı. Ucunda milyarlarca dolar
olan çıkarlar, beklenti sahiplerine kesenin ağzını açtırır. Bir anda
toplu gösteriler, dernekler, gruplar... Türkiye karanlıkta kalacak,
kalmayacak... Nükleer enerji temiz enerjidir, değildir. Daha
ucuzdur, değildir. Enerji bağımsızlığı sağlar, sağlamaz...
Güvenlidir, tehlikelidir.. Hani bilim tek çizgiydi? Bir grup bilim
adamı çıkar A`yı savunur, diğer bir grup B`yi, sıra dışılar da C`yi.
Yine sonu gelmeyen tartışmalar başlar. Karar veremeyen bilimin
kendisi mi, bilim adamları mı, spekülatörler mi, güdümlü kalemler
mi, politikacılar mı, bürokratlar mı? İşte bu kararsızlık Türkiye`nin
gelişen dünyaya ayak uyduramamasındaki en büyük etkenlerdendir.
Enerji konusunda masum, içtenlikli, realist kişi, örgüt, grup,
dernek var mıdır dünyada? Önemli olan, manipülasyona, yönlendirmeye
düşmeden özgün kararını verebilmektir. İşte biz bunu yapamıyoruz.
Planlara göre Türkiye Nükleer Enerji`yle 2012 yılında tanışacak.
ABD, Rusya, Avrupa, Çin, İsrail, Hindistan, Kuzey Kore, Güney Kore,
Pakistan... Bunlar nükleer silah üretimi yapan ülkeler. Nükleer
santrallere gelince, dünyada 400`ün üzerinde nükleer santral var ve
bunların yaklaşık dörtte biri ABD`de. Bunlardan çok azı kapatılıyor.
Biz de dünyadaki bu dönüşe ayak uydurmak için nükleer enerjiden uzak
durduk, belki de durdurulduk. 17 Kasım 2004`te Türkiye Atom Enerjisi
Kurumu Başkan Danışmanı Nükleer Mühendis Gül Göktepe şöyle dedi:
`Dünya yeniden nükleer enerji dönemine dönüyor. Gelişmekte olan
ülkeler arasında enerji talebi en fazla artan ülke Türkiye. Biz
yenilenebilir enerjilere karşı değiliz. Biz rüzgar enerjisi gibi
temiz enerjilerden de yararlanılmasını istiyoruz. Ancak bunlar tek
başlarına yeterli olmadığı için nükleer enerji gibi temiz enerjiye
de ihtiyaç olduğunu söylemeye çalışıyoruz.` Şurası bir gerçek ki,
dünya devleri nükleer çalışmalardan, araştırma ve geliştirmelerden
vazgeçmeyecek. Gözden kaçırılmaması gereken nokta, nükleer
santrallerin öneminin, nükleer silah üretimi için temel teşkil
etmeleridir. Bu üretimi yapan ülkeler artık gereksiz ve demode olmuş
santralleri elbette kapatacak. Askeri olarak hedeflerine ulaşmış
durumdalar. Çin`in ve İsrail`in 400`er kadar nükleer başlığı var.
Yetmez mi? Türkiye`nin nükleer araştırma ve yatırımlardan uzak
tutulmasının en önemli nedeni nükleer silaha ulaşmasıdır. Perdenin
arkasındaki hesaplar her zaman şaşırtıcı olur. Bu şaşırtıcı
olamayacak kadar net bir gerçeklik. Ayrıca enerji konusunda dışa
bağımlı bir Türkiye birçok uluslar arası gücün arzusudur. Petrol,
doğalgaz derken, bütçenin çok ciddi bir kısmı dışarı gidiyor.
İstenen bu. Son günlerde İran ile yaşanan doğalgaz boru hattındaki
kapasite düşürülmesi olayı gibi, Rusya da hattı kesebilir. Yani
birilerinin avucu içindesiniz. Ve alternatifleri tepmişsiniz.
Kendinizi bağlamışsınız. Bitmedi. 70`li yılların meşhur Yedi
Kızkardeş, (Seven Sisters) adı verilen petrol tekelleri ve bugüne
olan uzantıları sizi bırakır mı? Beni meşgul eden soru, neden
Türkiye nükleer alanda daha hızlı çözümler içine giremiyor? Kasıtlı
olarak mı girmiyor, izin mi verilmiyor? İran yaramaz çocuk da, biz
uslu çocuk muyuz? 24.01.2006
-------------------------------------------------------------
Çırpınıyor Karadeniz...
Karadeniz Çevre Koruma projeleriyle uluslararası madalya alan
nükleer reaktör mühendisi Gül Göktepe, 'nükleer enerji' ve 'çevre'
kavramlarının yan yana telaffuz edilmesine neden oldu.
Başbakanlık statüsündeki Atom Enerjisi Kurumu'nda Yüksek Nükleer
Reaktör Mühendisi olarak yıldırdır görev yapan Gül Göktepe,
Karadeniz Çevre Koruma projeleriyle uluslararası madalya ile
ödüllendirildi. Göktepe, 1992 Bükreş Sözleşmesi ile Karadeniz'e
kıyısı olan ülkeler arasında yürütülen Karadeniz Çevre Programı'nda
10 yıl boyunca çevreci kimliğiyle STK Projeleri hazırlayıp uyguladı.
Nükleer enerjici kimliğiyle çevreci kimliğini ayırmayan Göktepe'nin
madalya kazanmasının nedeni kendisi için yazılan Karadeniz
profilinde şöyle açıklanıyor: "Bölgesel faaliyetlere bilimsel
kimliğiyle kirlilik analiz ve değerlendirmeleri yaparak yerel
faaliyetlere de Sivil Toplum kimliğiyle halkın bilinçlendirilmesi ve
iletişimin güçlendirilmesiyle katkıda bulunmuştur.'' Göktepe de
madalyanın resmi görevlerinden değil, gönüllü hizmetlerinden dolayı
verildiğini belirtiyor: "Nükleer ve çevre güvenliği konularında
aldığım ileri seviyede eğitim ve resmi olarak yıllar süren büyük
uluslararası Karadeniz bölgesel teknik işbirliği projesi yürütücüsü
olmam beni bir Karadeniz uzmanı yaptı ve bu seviyeye taşıdı.''
'KARADENİZ UZMANI OLDUM'
Göktepe, hakkında çıkartılan "Hem nükleerci hem de çevreci nasıl
olunur?" şeklindeki spekülasyonlardan rahatsız: "Her iki alan çok
uzlaşıyor. Nükleer teknoloji, güvenlik alanında en fazla özen
gösterilen, en gelişmiş teknolojidir. Bu konuda yetişen nükleer
enerji uzmanları da en ileri düzeyde çevre eğitimi alır.
Radyoaktivite ile uğraşmanın temel kuralı önce kendi sağlığınızı, iş
yerinizi ve çevreyi korumaktır. Dünyada en ileri seviyede güvenlik
uygulamaları risk analizleri, atık yönetiminde sorumluluk, insan
güvenilirliği mühendisliği ve çevre güvenliği gibi kavramlar nükleer
teknolojinin gelişmesine paralel ortaya çıkıp gelişmiştir. Böylece
teknolojiye sahip ülkelerde güvenlik kültürü gelişir.'' Çevreye
duyarlılığı henüz Avrupa'da geçen öğrencilik yıllarında başlayan
Göktepe'nin ilk çevreci projeleri, 'gelişme' adına 40-50 yılda 'atık
çukuru' haline getirilen Küçükçekmece Gölü ile ilgili yürüttüğü
çalışmalar olmuş. Bu gölün kendisi için küçük bir Karadeniz modeli
olduğunu söyleyen Göktepe, "Bu değerli lagün gölünün durumu
Türkiye'deki sulak alanların bütün güzelliklerini yansıtırken diğer
yandan insanoğlunun gelişme adı altında ona yaptığı zulmün de
göstergesidir. Karadeniz de 1960'lı yıllara kadar dünyanın ekolojik
yönden en zengin, balıkçılık yönünden en bereketli denizlerinden
biriyken, 1990'lı yıllarda dünyanın en hızla kirletilen
denizlerinden biri durumuna gelmiştir. Artık Karadeniz'de önlem
almanın zamanı gelmiştir, ama Karadeniz mutlaka iyileşecek. Bu
umudumu hiç kaybetmeyeceğim.''
17 ÜLKENİN ATIKLARI BURADA
Göktepe, Karadeniz Stratejik Eylem Planı'nın imzalanmasının
üzerinden yıllar geçmesine rağmen hâlâ "Karadeniz'in iyileştirilmesi
için hangi kuruluşlar, hangi ülkeler çaba sarf ediyor?" bilincinin
dile getirilmediğini hatırlatıyor: "Karadeniz hem kıyıları olan altı
ülkenin insan yerleşimlerinin evsel atıkları, çöpler, lağımları hem
de havzadaki ülkelerin evsel, endüstriyel ve tarımsal atıklarıyla
kirleniyor. Karadeniz'e dökülen tüm akarsuların geçtiği Karadeniz
havzasında yer alan 17 ülkenin, 13 başkentin; 170 milyon insanın
atıkları Avrupa'nın ikinci, üçüncü ve dördüncü büyük nehirleri olan
Tuna, Dinyeper, Don olmak üzere Karadeniz'e boşaltılıyor. Ayrıca
hava kirliliği, yoğun petrol trafiği, gemi kazaları, kontrolsüz
avcılık, kıyı tahribatı, otoyol inşaalarından Karadeniz'in ekolojisi
bozuldu."
Figen YANIK |