|
GÖZAYDIN AİLESİ HAKKINDA
DERLEMELER
Ailemiz takribi 300 seneden fazladır Of- Hayrat Hundez köyünde
mukimdirler (Bu günkü adı Kurtuluş Mahallesi)
Ailemizin Osmanlı döneminden kalma lakabı "Tirin koz" "Tirin
kozlar" dır. "Tirin" Türkiye Türkçesi Ağızları
Sözlüğünde Sağlam demektir. Koz ise "Ceviz" veya "Ateş"
anlamına gelmektedir. Buradan yola çıktığımızda Sağlam Ceviz ( İçi boş
değil - Çetin Ceviz) Eskiden bilgili, aydın, önder insanlara verilen bir
lakaptır. Ateş anlamını kullanacak olursak Sağlam (güçlü) Ateş
anlamı olur ki, Bu deyimde hareketli, güçlü, hırçın kişi anlamında olmuş
olur. Zaten
bilinen 1. Nesil tarihimizdeki dedelerimizin devrin önde gelen ilim
erbabı olduğunu biliyoruz. Basit ulaşılan resmi kayıtlarda; Babam Ahmet
Sırrı D-1899 Ö-1985, Babası Hasan D-1871 Ö- 1939, Babası Ahmet D-1822 Ö-
1887, Ahmet eşi Hanife D-1834 Ö-1917 gibi tarihleri biliyoruz.
Resmi olmayan lakin aile içinde yaygın bilinen tarihimizde
Atalarımız üç yüz küsur yıl önce Aydın ili Germencik ilçesi üzümlü
Köyünden üç kardeş olarak, Rum isyanlarını yerinde bastırmak için
Bölgedeki Müslüman Nüfusun arttırılma politikası amacıyla Osmanlı
devleti tarafından Anadolu'nun birçok vilayetinden gelenlerle birlikte
Bizim dedelerimizde üç kardeş olarak geldikleri Of Hundez köyüne
yerleştirilmiştir. Germencikte Ailenin lakabı Yakupoğulları idi.
Büyük dede Ahmet İstanbul
Süleymaniye medresesinde eğitimi almış, Askeriyede Moral Hocalığı görevi
yapmış, Medreslerde hocalık yapmıştır, eşi Hanife ile 32
yaşındayken 1854 yılında evlenmiş, ilk üç kız çocuğu küçük yaşta
vefat etmiş, erkek çocukları Hasan1871-1939, İbrahim 1874-1916, Mehmet
1879-1918, Abdullah 1881-1916 Babaları Ahmet gibi medrese eğitimi
görmüş kişilerdi.
Abdullah ve Mehmet resmi kayıtlarda eşleri kendilerinden evvel vefat
etmiş, Mehmet 28 şubat 1918 de Hundez'de vefat etmiştir, Abdullah
Balkan Savaşlarına katılmış kendisinden haber alınamamıştır.
Hasan
efendi, Of'ta ilk eğitimini aldıktan sonra İstanbul'la gelmiş, bir
taraftan hattat'lık ile iştigal ederken Süleymaniye medresesinde
Çarşambalı hocanın tedrisatına katılmaktaydı. Merhum İskilipli Atıf
Efendi ile bu ders halkalarından arkadaşlığı vardı. Hasan Efendi babası
gibi gurbette eğitim sevdası nedeniyle 1893 yılında 32 yaşında Toz
oğullarından Hanife ile evlenmiştir. Bu evlilikten iki erkek beş
kız çocuğu olmuştur.
Hasan efendi Of'taki geçim zor olduğundan sık sık
gurbete çıkarak hocalık ve ticaret işleriyle nafaka temin etmeye
çalışırdı.
Çanakkale harbi sırasında orduda Moral hocası olarak
görev almıştır,
(Bakınız) Ege bölgesinde
devam eden savaşa asker toplama
birliğinde görevliydi. Köy Şehir gezerek halkın cepheye gitmesi için
vaazlar veriyor, İttifak devletlerinin hain saldırılarıyla kaybettiğimiz
şehitlerimizin yerini doldurmaya çalışıyordu.
1916 yılında İzmir'de moral
subayı (Askeri Hocalık) görevindeyken, 13 Ocak 1916 tarihinde Doğu
Karadeniz'den Rus işgali başladığını haber alınca Of'taki ailesine
telgraf çekerek bütün ailenin Of'tan çıkarak Çorum Sungurluya
gelmelerini ister. Kendiside askeriyedeki görevinden izin alarak
Çorum Sungurluya, İstanbul medreselerinden tanıdığı arkadaşı Selim
zadelerden Adem efendinin yanına gelir.
1916 yılı Şubat ayı sonuna doğru Sungurluya
ulaşabilen Eşi Hanife 42,
Kardeşi İbrahim 42 , İbrahim eşi Rahime 32, İbrahim efendinin çocukları
İhsan 16, Zahide 3, Halil 1, Hasan efendinin Çocukları Ahmet Sırrı 17,
Talat 12, Rahime 20, Zülfiye 19, Fatma Safiye 17, Refigül 2, Naime 1
yaşında, Bir ayı aşkın süre yürüyerek, çok zahmetli bir yolculuktan
sonra Sungurluya gelirler.
Çoğunluğu küçük çocuk On bir kişi, beraberlerinde 3
inekle Samsuna kadar geldiler, yolculuk soğuk kış şartlarında sürüyordu,
yol üzerindeki köy veya şehirlerde kendilerine yardım edecek pek kimse
yoktu, Bu yolculuk binlerce kişinin batıya doğru kaçışıydı. Halkta
büyük panik vardı, Uzun zamandır Türk ordusunun Çanakkale'de büyük
kayıplar verdiği haberleri sivil halkı çökertmişti, herkes kendi can
derdine düşmüştü.
Samsun'dan Merzifon'a gelen kafile, buradan sonra
kuraklık nedeniyle ineklerini doyurmakta güçlük çekmeye başladı, Bu
nedenle inekleri keserek kavurma yaptılar. Merzifon Sungurlu arası aile
için çok daha çetin geçtiğini söylerlerdi. Samsuna kadar sahilde çetin
kış şartları yoktu, Sahilden ayrıldıkça aile alışık olmadıkları
soğuklarla karşılaştılar. Bazen su bulmakta dahi zorlanıyorlardı.
Geçtikleri yol güzergahında pek çok muhacir olması, yerli halkı da
çaresiz bırakmıştı.
Bu şartlarda, sadece uyku ve yemek için konaklayan
kafilenin yolculuğu 36 gün sürmüş, Sungurluya pek çok kayıpla
ulaşmışlardı.
Bu yolculukta hastalanan İbrahim efendi 03/04/1916
tarihinde yakalandığı hastalığa yenilerek vefat eder. Hasan efendi
Çocukları ve Kardeşinin eşi ve yeğenlerine kol kanat gererek arkadaşının
çiftliğine yerleşirler.
Burada kerpiçten inşa ettikleri bir evde yaşarken,
Devletten 30 dönüm bir üzüm bağı kiralar, aynı zamanda koyun besleyerek
burada hayata tutunmaya çalışırlar.
Bu sırada Hasan efendi Sungurlu Ulucami medresesinde
hocalığa başlar. Aynı zamanda Ulucami arkasındaki çarşıda
kiraladığı bir dükkanda manifatura ticareti ile geçimini temin etmeye
çalışır. Her şeye rağmen hayat devam ediyor, Ülkedeki acı günlerin ardı
arkası kesilmiyordu.
Rusya'da çarlık rejimi başladığında Rusların Trabzon'dan çekilmesine rağmen geriye dönmek
istemediler, Hasan efendi burada hem maddi hem manevi önemli bir imkana
kavuşmuştu, Ailesi tarım ve hayvancılık ile uğraşıyor, kendisi ticaret
yaparken Çok sevdiği hocalık mesleğine devam ediyordu. Tabii burada
kalmasını sağlayan sadece menfaatleri değil birlikte medrese
eğitimi aldığı arkadaşlarının kendisine bu konuda gösterdiği ısrarcı
ricaları da sebep olmuştu.
Milli Mücadele yıllarında ve Cumhuriyet döneminde
bölgede bilhassa Ermenilerin, Alevileri kışkırtması ile büyük fitneler
ortaya çıkıyordu, Hasan efendinin Sungurluda kalmasının önemli
nedenlerinden biride budur.
1916 -1939 Yılları arasında ailemiz Sungurluda
yaşadı. Hasan Efendinin kardeşi İbrahim efendinin Dul eşi ve
çocukları 1928 yılında Ankara'ya taşındılar. Büyük yeğeni İhsan
Ankara'da askeri memurluğa başlamıştı. 1933 yılında ise yengesi Rahime
hanım Ankara'da vefat etmiştir.
Sungurlu'da manevi anlamda önemli bir yer
dolduran Hasan efendi Sungurlu halkı tarafından sevilen, sözü dinlenen
biriydi. Ailesi'nin durumu düzelmişti, Oğlu Ahmet Sırrı 1928 yılında
İstanbul'la gelmiş, Hattatlık yaparken 1932 yılında maliye bakanlığı,
Gümrük muhafaza müdürlüğünde muhafaza memuru olarak göreve başlamıştı.
Bu arada Hasan efendi Sungurlu Ulucami
medresesinde halkı aydınlatma, Fitneden koruma mücadelesi vermesi nedeniyle kendisine
düşmanlık yapanlar çoktu, Bu hain guruplar Hasan efendiyi öldürmek veya
memleketine gitmesini sağlamak için çok çalıştı.
Hasan efendi Ankara'dan Trenle getirttiği kumaşları
Delice istasyonu civarında teslim alır, buradan kervanlarla kumaşlar
Sungurluya getirilirdi. 1939 yılı Şubat ayında kendisinin olmadığı bir
teslimat sonrası yolda kervan soyulur diğer esnafla birlikte Hasan
efendinin kumaşları da eşkıyalar tarafından çalınır. Aynı günlerde
hayvancılıkla uğraşan ailesinin 300 baş civarındaki koyunları bir gece
zehirlenerek öldürülür.
Peş peşe gelen bu felaketler nedeniyle ödeme güçlüğüne
düşen, Bu nedenle büyük sıkıntılar çeken Hasan efendi hasta olur ve
02/03/1939 da Sungurluda vefat eder.
Vasiyeti üzerine Kabri Sungurlu velilerinin bulunduğu Sarı
tepe, Ziyaret tepe, Şehitlik denilen tarihi kabristanın en
tepesine defnedilir. kırmızı granitten kesilmiş Mezar taşında iptidai
şekilde Oflu Hoca Hasan Efendi 1939 yazmaktadır
Hemen bir hafta içinde oğlu Ahmet Sırrı'dan olma 3 yaşındaki
torunu Hanife de vefat ederek dedesinin yanına defnedilir.
1963 yılında Babam Ahmet Sırrı ile Sungurlu'ya geldiğimizde
Babamın gençlik arkadaşı selimlerden Hasan Hüseyin efendinin evinde
misafir kalmıştık, Hasan Hüseyin efendi Her cuma günü namaza müteakip
Dedem Hasan efendinin kabrine gelir Kuran okur, mezarın dökülen
taşlarını yerine koyduğunu öğrendim.
Hasan efendinin İstanbul'da Memur olan Büyük oğlu Ahmet Sırrı
babasının vefatı üzerine hemen Sungurluya gelip Ailesini toparlayarak 23
yıl sonra Sungurludan ayrılarak Of'a dönerler.
-------------------------------------
MUHACİRLİK ÇOK CAN ALDI
Soğuk, Açlık, Hastalık, küçük çocuklar sırtta, yürüyerek 36 gün
süren Of-Sungurlu yolculuğunda çok az konaklayarak yol alıyorlardı.
Genelde terk edilmiş ahırlarda, bazen hükümetin sağladığı çadırlarda
konaklıyor, karınlarını doyurabiliyorlardı. Açlık ve soğuk pek çok yaşlı
ve çocukların hastalanarak hayatını kaybetmesine sebep olduğu yolculukta
yerleşik halk muhacirlere yardımcı olmaya çalışıyor fakat yiyecek ve
giyecek konusunda onlarda büyük ihtiyaçlar içinde oluyorlardı.
Sağlıklı yetişkin kişilerin beş-on günde gideceği yol bu
nedenle beş hafta sürmüş, yolda çok acı kayıplar olmuştu. azıkları
tükenen muhacirler zehirlenmeyeceklerini bildikleri her şeyi yemeğe
çalışıyorlardı lakin küçük çocukların bu şekilde beslenmesi mümkün
olmuyordu.
Rus kuvvetleri, donanmanın desteğini de alarak 24 Şubat 1916'da
Rize'yi işgal ettiler. Of sınırına dayanan Ruslara karşı Baltacı
Deresi'nde yöre halkından oluşan kuvvetlerin de yardımıyla Osmanlı
askeri birlikleri savunma yaptılar. Rus ordusunu 20 gün durdurmayı
başaran Osmanlı birlikleri, Rusların denizden ve karadan saldırılarının
yoğunlaşması ve bu arada hiçbir yerden destek gelmemesi sonucu geri
çekilince, 15 Mart 1916'da Of İlçesi Rusların eline geçti. Daha sonra
Sürmene işgal edildi ve Ruslar Trabzon kapılarına dayandı.
18 Nisan 1916'da Trabzon Rumlarından bir heyet, Osmanlı
Birliklerinin (15-16 Nisan) şehri boşalttığını işgal kuvvetleri komutanı
General Lyhkov'a bildirerek kendisini şehre davet etti. Erzurum
Caddesinden Belediye Meydanına giren işgal kuvvetleri şehri teslim aldı.
Göç edemeyerek şehirde ve köylerde kalan Müslüman halk mağdur
bırakılmış, işkence görmüştür. Özellikle yerli azınlıkların bu
eylemlerde yer aldığı ve yağmalama yaptığı bilinmektedir.
Rus İşgali ile bölgeden batıya göçen halk döndüklerinde
büyük oranda yıkılmış bir şehirle karşılaşmıştır.
Özellikle Rus askeri üniforması giymiş Ermeni ve Rum-Pontus çeteleri
Trabzon'da büyük bir kıyım yapmıştır.
I. Selim'in annesi Gülbahar Hatun'un türbesi yıkılmış, Müslüman
mezarlığına tiyatro binası yapılmıştır.
Öldürülen sivillerin sayısı kesin olarak bilinmemekle birlikte yalnızca
Pontus Çeteleri'nin Karadeniz genelinde resmi rakamlara göre 8000
civarında Müslüman öldürdüğü belirtilmektedir.
Rus işgali sebebiyle Batıya Trabzon'dan 80.000 civarında nüfusun göç
ettiği kaynaklarda belirtilmektedir.Bunlardan bir kısmı çeşitli
sebeplerle geriye dönememişlerdir.
Şehirde işgal ve sonrası dönemde büyük yağmalamalar olmuştur.
|