|
|
|
Aydın, Aydıntepe, Gözaydın
(Şimdilerde Gözaydın, Bozkurt, Ellidokuzoğlu ) soyadını alan
Sülalemizin köklerinin dayandığı Aydın Germencik ilçesi Üzümlü köyü
hakkında coğrafi bilgidir.
Atalarımız muhtemelen Aydın oğlu kabilesinden göçer Asya
Türkleridir. Takribi 1700 yılları başlarında Aydın Germencik Üzümlü
köyünde yaşamaktaydılar.
Sülale lakabı Yakup oğulları ve Tirinkoz’lar (Türkçe lehçeleri
sözlüğünde, "Tirin,Güçlü " Koz, Ateş - veya Ceviz" anlamındadır,
aile lakabımızdı.
Bu lakabın tefsiri herhalde, Çetin ceviz, veya Güçlü ateş olması
nedeniyle vasat kişiler olmadığı ateşli ve çetin insanlar olduğu
şeklindedir.
Yakın tarihteki Atalarımızın aile soy ismi olarak önceleri
Aydın,Aydıntepe,Gözaydın isimlerini bu nedenle tercih etmişlerdir
Sülalemiz Trabzon, Of bölgesine yerleşmiş olması onları asıl
vatanlarından koparmamıştı, son 2.,3.,4. nesillerin bir ayağı
Saltanatın ve ilmin merkezi İstanbul'da olmuş ve Ege bölgesinden de
kopmadıklarını biliyoruz.
Fazla eskileri bilemediğimiz için 18.yy içinden itibaren sülalemizin
birçok üyesi Of medreselerini okuduktan sonra İstanbul'a gelerek
Süleymaniye medreselerinde ilim tahsiline devam ettiklerini
biliyoruz.
Ahmet oğlu Hasan, İbrahim, Abdullah, Mehmet bu amaçla bilhassa
Süleymaniye medresesinden icazetli oldukları söylenirdi.
|
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
 |
|
|
|
Ahmet oğlu Abdullah Balkan
savaşlarına katılmış, kendisinden resmi bir haber alınamamıştır.
Bazı rivayetlere göre Romanya’da yerleşip Evlendiği söylense de
bunun doğru olmadığı, Balkan savaşlarında şehit olduğu daha kuvvetle
muhtemeldir.
Şu an hala ayakta olan Hayrat Kurtuluş mahallesindeki tarihi evimizi
Ahmet oğlu Abdullah'ın inşa ettiğini biliyoruz.
Ahmet Oğlu Hasan İleri derecede ilme sahip olup İstanbul Süleymaniye
medresesini okumuş, Fatih Camiinde Meşhur çarşambalı Hoca’nın
tedrisinde bulunmuştu. Medrese hayatı-Eğitimi uzun sürdüğünden
dolayı ancak o devirlere göre çok ileri yaşlarda evlenmiştir.
Medreselerde hocalığın yanı sıra 1. Dünya savaşı sırasında, Osmanlı
Ordusunda Moral subayı olarak, Ege Bölgesinde asker toplamak
amacıyla görev yapmıştır.
İzmir merkezinde hocalık yaparken 1. Dünya savaşı patlak vermiş,
Çevre ilçe ve İllerde cepheye asker toplamak macıyla çalışmalar
yapan birliklerde görev almış, vaaz ve sohbetlerle halkın savaşa
katılmasını sağlamıştır.
Ahmet oğlu Hasan efendi1916 yılında Ruş işgalinin başlaması
nedeniyle Of'a telgraf çekmiş, Ailenin Sungurluya hicret etmesini
istemiştir. kendiside İzmir'den gelerek Sungurlu'da aileye katılmış,
kalan ömrünü burada Ulucami medresesinde hocalık ve Sungurlu
çarşısında kumaş ticareti yaparak geçirmiştir |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
|
KUZEY ANADOLU'NUN TÜRKLÜĞÜ
/ TRABZON VE PONTUS İSYANI
TRABZON'UN fonksiyonu fethedilmesiyle, yeniden iskân edilmesiyle
bitmez. SELİM (YAVUZ) gibi şehzadelerin valilik yaptığı ve saltanata
hazırlandığı merkezlerden biri olur.
Ancak sorunlar da bitmez. YAVUZ SULTAN SELİM (1512-1520) döneminden
itibaren LEZGİ-ÇEPNİ-GÜRCÜ rekabeti yüzünden çatışmalar meydana
gelir. 1700'lerden itibaren de bütün bölgede bir takım derebeyleri
türer. Bu yüzden 1754'de kadar TRABZON Valisi olan HEKİMOĞLU ALİ
PAŞA mütegallibeyi (eşraf-zengin-sömürücü takımı ) ve derebeylerin
üzerine yürüdü, onları sindirdi. TRABZON'U diğer şehirlere bağlayan
yollar açtırdı, eskilerini tamir ettirdi. HEKİMOĞLU halk tarafından
o kadar seviliyordu ki, hakkında türküler yakıldı. |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
|
|
|
Burada enteresan olan husus, bu
zat hakkında yakılan türkülerin KARADENİZ türkülerine, yani LAZ
havalarına benzememesidir. Kulağa gelen tam manasıyla İÇ ANADOLU
tarzı bir melodidir, KÖROĞLU türkülerini andırır. KÖROĞLU türküleri
de BOLU'yla alâkalı olmalarına rağmen, ÇERKEŞ havası değildir. Bütün
bunların sebebi, her iki bölgeye de göçmenlerin daha geç tarihlerde
gelmiş olmasıdır. Yani KARADENİZ bölgemiz tarihin başlangıcından
beri LAZ diyarı değildi. Çoğu göçmen 1800'lerde gelip yerleşmiş ve
oralara bugünkü görünümünü vermiştir. |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
|
HEKİMOLU ALİ PAŞA'nın ardından CANİKLİ SÜLEYMAN
PAŞA geldi ve 1758'e kadar valilik yaptı. O da derebeylerle uğraştı
ve onları tepeledi. Yine CANİKLİ (SAMSUN) olan HACI ALİ PAŞA ise
valilik döneminde (1771-76) SOĞUCAK ve ANAPA'yı imar etti. ÇERKES
kabilelerinin OSMANLI etrafında birleşmesi için gayret sarfetti.
GÜRCÜ hanları onunu zamanda OSMANLI DEVLETİ'ne bağlandılar. 1773 'de
TRABZON ve SAMSUN taraflarından asker toplayarak KIRIM'ı Ruslar'dan
kurtarmaya giden HACI ALİ PAŞA (aynı zamanda SERASKER idi, yani ordu
komutanı ), yazdığı TEDBİR-İ CEDİD-İ NÂDİR adlı risalede yapılan
hataları sayarak, alınması gereken tedbirleri sıraladı. Ancak
sonunda kendisi de dayanamıyarak isyan etti ve KIRIM'a kaçtı. (1779)
Bir süre sonra KIRIM HANI'nın şefaatiyle affedilerek tekrar TRABZON
Valiliğine getirildi. (1781) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
|
1810 OSMANLI-RUS savaşı
sırasında, Ruslar AKÇAABAT yakınlarına asker çıkarttılarsa da,
TRABZON'dan LAZİSTAN sancağına kadar olan bölge halkı silahlanarak
onları püskürttü.
1810'a doğru RİZE ve HOPA taraflarının âyânı (2) olan TUZCUOĞULLARI
isyan edip TRABZON'a yürüdü… TUZCUOĞLU MEMİŞ AĞA, halka borç para
verip kendine bağlayarak ÂYÂN mevkiine gelmiş idi. Devlet'e bağlı
göründüğünden kendisine ayrıca GÖNYE sancağı verilmişti. Ancak para
meselesi yüzünden TRABZON Valisi HAZİNEEDARZÂDE SÜLEYMAN PAŞA ile
anlaşamayarak isyan etmişti. RİZE, OF, HOPA, SÜRMENE'yi ele
geçirerek kayıklarla TRABZON limanına geldiler, iskeledeki malları
yağma ettiler. Ayrıca AKÇABAT ve TONYA'yı ele geçirdiler. OSMANLI
Devleti üzerlerine küçük bir donanma ile karadan asker gönderdiyse
de, başarılı olamadı. Çünkü YOMRA âyânından KASABOĞLU İBRAHİM, TONYA
âyânından HACISALİHOĞLU ALİ, TİREBOLU'lu KELALİOĞLU ALİ de adamları
ile birlikte TUZCUOĞLU'na katılmıştı. Nihayet TRABZON bunların eline
geçti ve fena halde yağmalandı. Bir süre TRABZON ve RİZE havalisinin
hâkimi bunlar oldu. |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
Nihayet hükümet üzerlerine denizden büyük bir
kuvvet göndererek şehri I ablukaya aldı. TUZCUOĞLU içlere çekildi.
ÇEÇENZÂDE ve SÜLEYMAN PAŞA birlikte onun üzerine yürüdü. TUZCUOĞLU,
önce OF'a, sonra da RİZE'ye kaçtıysa da, kurtulamadı, yakalanıp
öldürüldü. (1817) TRABZON'da bulunan TUZCUOĞLU ailesi ileri
gelenlerinden bir kısmı öldürüldü, bir kısmı da peyderpey RUSÇUK ve
VARNA'ya (BALKANLAR) sürüldü. (1834) Olaylara karışmadığı
sanılanlardan bir kısmı köylerine gönderildi, bir kısmı da şehirde
bırakıldı... Bunların soyu bugüne kadar uzayıp gelmiştir. (3)
Hükümetin aldığı bütün tedbirlere rağmen, derebeylerinin serbestisi
bir ölçüde kısıtlanabilmiş ama etkileri tamamen kaldırılamamıştır.
Laz ayırımcıların "bağımsız" demeye getirdikleri "beyler" işte bu
derebeyleridir.
1. Dünya Savaşı sırasında Ruslar'ın eline geçen TRABZON (1916),
BREST-LITOVSK Antlaşması ile geri verildi. (1918) Arkasından MONDROS
Mütarekesi geldi. TÜRKİYE'nin sıkıştığını gören TRABZON Metropoliti
CHRYSANTHON, bölgede bir RUM-PONTUS devleti kurmak için faaliyete
girişti. Önce bu devleti BATUM'da kurdu, sonra İNGİLTERE ile
yazışmaya başladı. Ancak gönderdiği toprak ve nüfus
istatistiklerinin son derece abartılı olduğu, ARNOLD J. TOYNBEE
tarafından itiraf edildi. BERTHELOT ise .İngiliz Parlamenetosu'ndaki
bu açıklamayı endişe ile karşıladığını belirtti. Yani, Rumlar'ın
tarafını tuttu. Bu kişilerin her ikisi de tarihçidir. |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
|
OSMANLI TAHRİR DEFTERLERİ'Nİ
bakıldığında, TRABZON'daki HÂNE-EV sayısı açısından görülen durum
şudur:
16. Asırda : 705 Müslüman, 614 Rum, 160 Ermeni, 132 Frenk evi
1836'da : 6000 Müslüman, 1500 Rum, 500 Ermeni, (?) Frenk evi
1847'de : 3000 Müslüman, 1000 Rum, 728 Ermeni, 270 Frenk evi
1970'te : 2424 Müslüman, 632 Rum, 445 Ermeni, 140 Katolik evi vardı.
TRABZON'UN nüfusu zaman zaman artmış , zaman zaman da düşmüştür:
1843'de 45.000; 1889'da 35.000 ; 1891'de yeniden 45.315
Öte yandan TRABZON halkı, sezdikleri Rum ve Ermeni tehlikesine karşı
cemiyet kurarak hazırlanmaya başladı. |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
(1) - Buy yazının TRABZON kısmı İSLAM
ANSİKLOPEDİSİ'NDEN yararlanarak hazırlanmıştır. (cilt 12/I , sf.
455-477)
(2) - ÂYÂN, Devlet'in tayin ettiği memurların görevlerini gereği
gibi yapıp yapmadıklarını, halka zülmedip etmediklerini tesbit için
yöre halkı içinden seçilen itibarlı kişiler demektir. KANUNÎ SULTAN
SÜLEYMAN tarafından icat edilmiş bir sistemdir ÂYÂNLIK... Ancak
zamanla bu kişiler itibarlarını kötüye kullanmaya başladılar. Devlet
memurları ile ortak, veya onları tehdit altına alarak halkı
kendileri ezmeye, sömürmeye başlamışlardır. Halkın gözünü korkutmak
için dağlarda eşkıya besler olmuşlardır. Devlet te git gide
zayıfladığı için onlarla başa çıkamaz hâle gelmiştir. Zaman zaman da
isyan edip büsbütün Devlet'in başına belâ olmuşlardır. |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
|
ÂYÂNLAR'ın dönemin Devlet
memurları ile ilişkileri, bugünlerde (1999-2000) yaşadığımız ÇAKICI-NURİŞ
tarzı hapishane ağalarının müdür ve gardiyanlarla olan ilişkisine
çok benzer. Bugünkü hükümet hapisteki mahkûmlara bile söz
geçiremezken, varın siz 200 yıl önceki şehir eşkiyası âyâna söz
geçirmenin zorluğunu düşünün.
EŞKIYA tipli ÂYÂN arasında BALKANLAR'da PAZVANTOĞLU ile,
ANADOLU'DAKİ ÇAPANOĞLU pek meşhurdur. Hatta, "Her taşın altından
ÇAPANOĞLU çıkıyor" cümlesi darb-ı mesel haline gelmiştir.
(3)- Yazımızda sözü geçen ve TÜRK olduğu belirtilen ailenin,
şimdinin meşhur nakliyat şirketi sahibi TUZCUOĞLU ile alâkası var
mı, yok mu, serveti o dönemdeki vurgunlardan mı geliyor,
araştırılmalıdır.
(4) - Bu yazının PONTUS İSYANI bölümleri BÜYÜK LAROUSSE SÖZLÜK VE
ANSİKLOPEDİSİ'NDEN yararlanarak hazırlanmıştır. (cilt 18, sf.
9504-5) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
|
Ailemizin köklerinin yaşadığı
yer, Aydın Germencik Üzümlü köyü
Üzümlü, Aydın ilinin Germencik ilçesine bağlı bir köydür.
Köyün kuruş tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte bölgenin en eski
köylerinden birisidir, ayrıca Tatarlar köyünün yok olmasıyla buradan
göçen göçerlerle nüfusu artmış genelde Yörük köyü olarak bilinir.
Mursallı köyü Rumlarıyla da ticari ilişkiler kurulmuştur,
üzüm bağlarının olduğu ve çeşitli üzüm türlerinden dolayı üzümlü
Köyü ismini almış, eski mezarlardaki yazılarda 700 yıl öncesinin
olduğu ve Turanlar-Karaağaçlı köyü ve Reis köyleriyle akrabalık
ilişkileri bulunmaktadır.
Her yerde olduğu gibi gelenek ve görenek denilen olgular artık
nostaljiden ibarettir. Nedeni, herkesçe bilinen ekonomik sepepler ve
teknolojik gelişmelerdir. Eski düğünler en az üç gün sürer, şenlik
havasında imece usulü hazırlıklar yapılır, tüm köy ve davetlilerin
katılımıyla eğlence ve ziyafetlerle kutlanır, değişik oyunlarla
süslenirdi. Günümüzde bazen varlıklı ailelerin düğünlerinde, azda
olsa eskiye özgü kutlamalar
görülmektedir.
Yemekleri, bölgeye özgü olarak; sıkma (yuvarlama), keşkek (sadece
buğday ve kırmızı etten), hamur çorbası, yaprak sarması,
yaprak.enginardan güveç ve tabi ki has sakızlı zerde sayılabilir.
Bunlar genelde düğün yemekleri olup gelenekseldir.
Aydın iline 30 km, Germencik ilçesine 8 km uzaklıktadır. Söke
ilçesine 18 km-kuşadasına 35 km uzaklıktadır
Köyün iklimi, Akdeniz iklimi etki alanı içerisindedir.
Yıllara göre köy nüfus verileri 2000 // 997 Kişi --- 1997 // 1500
Kişi
Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. tarım ürünleri
olarak en önemli geçim kaynayı pamuk olmasına rağmen devlet
politikaları
Nedeniyle pamuk tarımı bitme konumunda olup bu değerli ovaya buğday
ve mısır reva görülmüştür.
incir ve zeytin’de de ileri derecede üretim yapılmaktadır.
Tarımsal ürünleri pamuk-incir ve zeytin yağı tariş bünyesinde
pazarlanmaktadır.
Son yıllarda hayvancılıkta bitme noktasına gelmektedir buna paralel
olarak ta nüfus sürekli azalmaktadır.
Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel
kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de
yapılmaktadır.
Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:
2009 -ABİDİN SERBES , 2004 - Eyüp Ceryan , 1999 - Eyüp Ceryan , 1994
- EYÜP CERYAN , 1989 - MUHAMMER ERDOĞAN , 1984 - MUHAMMER ERDOĞAN ,
1979 - MEHMET YILMAZ , 1974 - MEHMET ZEKİ SERBES , 1969- -MEHMET
ZEKİ SERBES , 1964- -ALİRIZA TOKÖZ
Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak
kanalizasyon şebekesi yoktur.
PTT şubesi vardır ancak PTT acentesi yoktur.
Sağlık ocağı yoktur- sağlık evi vardır.
Köye ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit
telefon vardır.
Tarım kredi kooperatifi vardır.
Ulaşım (üzümlü birlik) minibüsleri vasıtasıyla germencikten
sağlanmaktadır.
Muhtarlığın gelir kaynakları köy tüzel kişiliğine ait tarlaların
kiraya verilmesiyle bir miktar gelir elde edilmektedir. |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) |
k.jpg) | |
|
AYDIN-GERMENCİK-KOÇARLI BÖLGE
TARİHİ
Tarihî açıdan bakıldığında Bölgenin tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar
dayanmakta. Yörenin bilinen ilk sahipleri, M.Ö. 300 yıllarına kadar
yaşadığı sanılan ve tarihçilerin oldukça ilgisini çeken “Savaşçı
Kadınlar Diyarı” olarak adlandıracağımız bugünkü Mersin beleni
Köyü’nün güneyindeki harabelerde yaşadığı tespit edilen
Amazonlar’dır.
Bu dönemde bölge, Büyük İskender’in komutanlarından Antiyöküs
idaresinde 150 yıl kadar kalmıştır. Daha sonra Roma
İmparatorluğu’nun istila ettiği ve yönettiği bu güzelim topraklar
1260 yılında Anadolu Selçuklu Devleti’nin egemenliğinde ebedî
kimliğine kavuşarak Türkleşmiştir.
Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmasından sonra bir süre
Menteşeoğulları Beyliği’nin yönetiminde kalan Koçarlı ve civarı,
Sultan Çelebi Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Koçarlı adı işte bu noktadan sonra ortaya çıkar.
Koçarlı adı; bir rivayete göre Koçarlı’ya yerleşen kişilerin eski
yerleşim yeri olan Kaçkar, Kaçkarlı’dan, diğer bir rivayete göre
ise; göçebe oluşlarından dolayı “Göçerler” kelimesinden gelmektedir.
Kanunî Sultan Süleyman, 1522 yılında Rodos Seferi’ne çıkarken
ordusuyla Koçarlı dolaylarında konaklar. Bu sırada 250 çadırlık
aşireti ile bölgede bulunan Türk Aşireti Reisi Mehmet Bey,
Kanunî’nin ordusuna katılarak Rodos Seferi’ne gider. Sefer sırasında
Mehmet Bey’e bir oğlu olduğu haberi gelir. Bu haber Kanunî Sultan
Süleyman’a ulaştırılır. Padişah, bu haberin kendisine uğur
getireceğine inanarak çocuğun adını Cihan koyar. Rodos alınır. Sefer
dönüşü Sarıçay, Büyük Menderes ve Çine Çayı arasında kalan genişçe
araziyi de Kanûnî, Mehmet Bey’e bağışlar.
İlk tavsiye edilen ve yerleşilen yer, Koçarlı’ya 3 km. mesafedeki
verimli ve sulak Sobuca’dır (eski adıyla Su Bucağı).1700’lü yıllarda
Türkistan’dan gelen bir aşiret şimdiki Koçarlı’nın bulunduğu yere
yerleşir. Bu göçten sonra Cihanoğulları da Koçarlı’ya yerleşerek
1763-1764 yıllarında bugün bile tarihe meydan okurcasına ayakta
kalan ilçe merkezindeki Kule’yi inşa ederler.
Koçarlı’nın nüfusu bu tarihlerden sonra daha da artar. Yerli
Rumlardan bir kısmı Koçarlı’ya yerleşir. 1837 yılında Sobuca’da
kurulan pazar, Koçarlı’ya nakledilerek burada kurulmaya başlar.
Yunanlıların 27 Mayıs 1919’da Aydın’ı işgali ile İtalyan denetiminde
bulunan Koçarlı’ya Büyük Menderes nehrini aşarak göç edenlerin
sayısı da oldukça fazladır. Türk Ordusu’nun zafer kazanmasından
sonra İtalyanlar Koçarlı’yı terk ettiklerinde burası nüfusu oldukça
fazlalaşmış bir yer olarak karşımıza çıkar.
Koçarlı, II. Meşrutiyet’e kadar (1908) köy olarak
yönetilmiştir.Meşrutiyetten sonra,coğrafi konumu sebebi ile bucak
haline getirilmiş, 1 Nisan1946 yılında ise ilçe olmuştur.
Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında Selçuklu Beyliklerinden
Aydınoğlulları varislerinden Hıdır Bey’in egemenliği altındaki
topraklar üzerinde, bu günkü yerinin 2 km kuzeyinde küçük bir aşiret
topluluğu iken, 07 Eylül 1922 yılında “DEĞİRMENCİK” adı altında
kurulmuştur. 15. Yüzyılın başlarında; Bursa, Konya, Afyon
dolaylarında göçebe olarak yaşayan Yörük aşiretlerinin yaz
mevsimlerinde hayvanlarını barındırmak için rağbet bulan Değirmenin
adını aldığı sanılmaktadır. Daha sonra dış kabileler tarafından
“GERMENCİK” olarak adlandırılmıştır.
Bucak iken 1948 yılında ilçe olmuştur
Trabzon Ve Pontus İsyanı |
|
ÜZÜMLÜ KÖYÜNDEN FOTOĞRAFLAR,
Bu Fotoğraflar Üzümlü Köyü sakinlerinden Ali ÇABUK tarafından
çekilmiştir, kendisine teşekkür ederiz |
