|
BİRİNCİ DÜNYA HARBİ
ESNASINDA ÇANAKKALE CEPHESİNDE OSMANLI- ALMAN ASKERİ İTTİFAKI ve
OSMANLI DEVLETİ'NİN DURUMU
Avrupa'da tüm dengeler değişip umumi bir harbe doğru yol alınırken
, Osmanlı Devleti'nde ise başarısızlıkla sonuçlanan ve maliye ,
nüfus , askerî kuvvetler gibi çeşitli yönlerden önemli derecede
zayıflatan Trablusgarp ve Balkan Savaşları'nın yorgunluğu vardı.
Büyük topraklar kaybedilmiş , halkta ise moral düşüklüğü artmıştı.
Böyle bir ortamda çoğalan siyasî akımlar ve fikir akımları
arasındaki çatışmalar çoğalmış imparatorluk iyiden iyiye çözülmeye
başlamıştı.
Osmanlı Devleti'nin bu karışık döneminde iki siyasî parti göze
çarpmaktaydı ki bunlar zaten kendi aralarında tam bir çatışma
halindeydi. Farklı fikir akımlarından doğan İttihat ve Terakki ile
Hürriyet ve İtilâf Partileri içinden nispeten daha güçlü
denilebilecek İttihat ve Terakki Partisi iktidara gelmişti.
Devleti içeride ve dışarıda bulunduğu kötü durumdan kurtarmak için
çalışmalar yapan İttihat ve Terakki Partisi'nin amacı tam
bağımsızlığı ve güveni sağlamaktı. Bundan anlaşıldığı gibi
kapitülâsyonların kaldırılması , büyük devletlerin iç işlere
karışmasının engellenmesi ve başarısızlıkla biten savaşlardan
sonra acilen ıslahat hareketlerine başlanması ilk hedefti.
İttihatçılar bunu sağlayabilmenin büyük devletlerden özellikle
Almanya'dan destek alınmasıyla olabileceği kanısındaydılar. Bu
durum hem kendi bağımsızlık anlayışları hem de büyük devletlerin
Osmanlı üzerindeki çıkarlarıyla çelişmekteydi. İşte bu yüzden
İttihatçıların ıslahatları yaparken bu çelişkiler arasındaki
dengeyi göz önüne almaları gerekliydi.
Islahatlar yapılırken bu dengeyi oluşturmak için donanmanın ıslahı
İngilizlere , maliye ve gümrüklerin düzeltilmesi Fransızlara ,
jandarmanın düzenlenmesi İtalyanlara ve en son olarak da kara
kuvvetlerinin ıslahı Almanlara verilmiştir.
II. HARP ÖNCESİ OSMANLI DEVLETİ İLE ALMANYA ARASINDAKİ
MÜNASEBETLER
Karlofça Antlaşması'ndan (1699) sonra dış siyasetinde Avrupalı
Devletler ile dostane münasebetler kurulması yönünde değişiklikler
yapan Osmanlı Devleti ,1701 yılında Prusya'da krallığını ilan eden
I. Friedrich'i kutlamak amacıyla Asım Said Efendi ile Osmanlı
Sefareti Heyeti'ni Berlin'e göndermesi ile iki devlet arasındaki
münasebetler başlamış oldu.
Bu tarihten itibaren gelişen ve iktisadi , siyasi, askeri birçok
sahadaki bu münasebetler I. Dünya Harbine değin devam etti.
Özellikle ordu teşkilatının ıslahı çalışmalarında Almanların örnek
alınması birçok Alman subayının Osmanlı ordusunda hizmet görmeye
başlamasına neden olmuştur. 1835'te Helmuth Von Moltke ve
heyetinin gelişiyle resmi askeri yardımlaşma I. Dünya Harbi
öncesinde Liman Von Sanders ve heyetinin gelişine kadar sürmüştür.
Liman Von Sanders başkanlığındaki askeri heyet 14 Aralık 1913'te
İstanbul'a geldi. Liman Von Sanders ve askeri heyet hakkında
yapılan 27 Ekim 1913 tarihli mukavelenamede Osmanlı Devleti
içindeki görevinin sınırları belirlenmiştir. Buna göre:
Beş yıl süreyle ıslah heyetinin ve I. Kolordunun Kumandanı olarak
görev yapacaktı. Ayrıca askeri şura azası da olan Liman Von
Sanders inzibat, terfi, mükâfat,tecziye, ıslahat, tensikat, talim,
terbiye, teçhizat, teslihat, elbise, levazım,iaşe, sıhhiye ,
baytar, kurs, seferberlik, istihkâm , istatistik, demiryolları
hududu meselesi , telefon, telgraf, nakliye, tayyarecilik ve
balonculuk konularında söz sahibi olacaktı. Askeri okullar ile
Osmanlı Ordusunda vazifeli bütün subayların amiri durumunda
bulunacaktı. Yabancı subayların da celp, tayin ve azil
işlemlerinden sorumluydu. Harbiye Nazırı'ndan sonra olacak olan
makamında ancak ondan emir alacak ve emri altındaki askerler ile
ilgili işlemlerden onu haberdar edecekti. Son olarak da Alman
Ordusunun Avrupa'da bir savaşa girmesi halinde Almanya Liman Von
Sanders ile diğer subayların mukavelelerini feshettirebilecekti.
Yukarıda belirttiğimiz gibi Liman Von Sanders'in oldukça geniş
yetkilerle İstanbul'a gelmesi diğer devletlerin elçilerini
kuşkulandırdı. Özellikle Boğazların ve İstanbul'un savunmasıyla
yükümlü I. Kolordunun başında bir Alman generalin olması başta
Rusya sonra İngiltere ve Fransa tarafından tepkilerle karşılandı.
Sonuç olarak bu devletlerin baskılarıyla Liman Von Sanders'in
mareşalliğe yükseltilerek Genel Ordu Müfettişi yapıldı.
Sorunun bu şekilde çözümlenmesi İtilâf Devletleri'nin korusa bile
Alman etkisinin İstanbul'da artmasına engel olamadı. Bunda en
önemli etken Osmanlı Devleti sırada Harbiye Nazırlığı ve Genel
Kurmay Başkanlığı'nda bulunan Enver Paşa'nın koyu bir Alman
hayranı olmasıdır. Ordunun sevk ve idaresi ile ilgili iki önemli
görevin kendisinde olması Liman Von Sanders ile birebir ilişkide
bulunabilmesini ve askeri konularda olduğu gibi siyasi konularda
da bir dereceye kadar üst perdeden konuşabilmesini sağlamaktaydı.
Bu durum 2 Ağustos 1914 tarihli Türk - Alman İttifakının Birinci
Dünya Harbi ne derece başarılı olacağına birkaç kişi dışında
kabine üyelerinden kimsenin haberi olmadan imzalanmasına ve sonuç
olarak da bir dizi olay ardından oldu bittiye getirilerek Osmanlı
Devleti'nin savaşa sokulması sağlanmıştır.
Avrupa'da gelişen olayların savaşı kaçınılmaz bir hale sokmasıyla
birlikte Osmanlı Devleti tarafsızlığını ve istikbalini
koruyabilmek amacıyla ayrı ayrı zamanlarda ittifak teşebbüslerinde
bulunmuş ise de hiç birinde başarılı olamamıştır. Lakin olayların
ciddi boyutlara ulaşması Almanların Osmanlı'nın ittifâk
tekliflerini yeni bir açıdan incelemeye zorladı. Çünkü harbin
başlaması halinde Osmanlı Almanya'nın Üçlü İtilâf Devletleri
tarafından bir çembere alınma ihtimalini engelleyebilirdi. Bu da
Rusya'ya karşı Osmanlı'nın ne derece başarılı olacağına bağlıydı.
Ama yine de Boğazları tutarak Rusya'ya engel olabilecek, halifelik
sıfatıyla tüm Müslüman alemine etki edebilecek güçteydi. Bu
düşünceler doğrultusunda yapılan antlaşmadan Osmanlı Devleti'nin
beklentisi ise kaybettiği itibarı tekrar kazanarak toprak
bütünlüğünü korumak , harp başladığında iki blok arasındaki
yalnızlıktan kurtulmaktı. Fakat tarafsızlığı benimseyen Osmanlı
Hükümeti ve kamuoyunu bu antlaşma savaşın eşiğine getirmiş , ağır
yükümlülükler altına sokmuştur.
Genel hatlarıyla antlaşmanın maddeleri şöyledir:
• ¨ "Avusturya- Macaristan ile Sırbistan arasındaki anlaşmazlık
karşısında iki devlette tarafsız kalacaktı,
• ¨ Rusya etkin bir askeri tedbirde bulunur ve bu durum Almanya
ile Avusturya- Macaristan arasında ittifâk nedeni olursa bu durum
Osmanlı Devleti içinde geçerli olacaktı,
• ¨ Osmanlı Devleti savaşa girerse Alman askeri heyeti etkin bir
rol oynayacak fakat Osmanlı Devleti'nin emrine bırakılacaktı,
• ¨ Osmanlı Devleti'nin toprakları tehdit edilirse Almanya silahlı
yardımda bulunacaktı,
• ¨ Antlaşma imzalanır imzalanmaz yürürlüğe girecek ve 31 Aralık
1918'e kadar da yürürlükte kalacaktı,
• ¨ Antlaşma gizli kalacak ve ancak iki tarafın birlikte isteği
ile açıklanabilecekti."
Antlaşmanın imzalanmasından sonra şimdiki sorun kamuoyuna ve
toplantıda bulunduğu sürece antlaşmaların Mebuslar Meclisi'nce
onaylanması gerektiği hükmüne karşılık imparatorluğa yüklenen
yükümlülüklerin nasıl yerine getirileceği idi. Bu da seferberlik
için gerekli yasalar onaylattırıldıktan sonra meclisin Kasım ayı
sonuna kadar tatil edilmesiyle başladı. İngiltere ye daha önceden
sipariş edilen gemilerin alınabilmesi için antlaşma gizli
tutuluyordu. Fakat tüm işlemlerin tamamlanmasına hatta gemileri
teslim alacak görevlilerin gönderilmesine rağmen İngiltere
Avrupadaki savaş halini bahane ederek gemilere el koydu. Bu da
hükümet liderlerinin kamuoyunda Almanya lehine çalışmalar
yapmasına gerek kalmadan halkın Üçlü İtilâf Devletleri aleyhine
dönmelerine neden oldu. Sonuç olarak Enver Paşa'nın Almanya
yanında savaşa girme arzusu gerçekleşmek üzereydi.
Enver Paşa'nın bu arzusunu Goeben ve Breslav adlı iki Almanya
kruvazörü yerine getirmiştir. 3 Ağustos 1914'de Kuzey Afrika'daki
Fransız üslerini bombalayan bu iki gemi İngiliz filosunu
arkalarına takarak Akdeniz'e açılmışlardı. Bu arada ittifâk
Antlaşmasının imzalandığı bu gemilere bildirilmiş ve gemiler
Osmanlı Devleti sularına yönelmişlerdir. İngiltere Çanakkale
Boğazı'ndan geçerek İstanbul'a doğru yol alan gemilerin, Osmanlı
Devleti tarafından silahsızlandırılarak kara sularından
çıkarılmasını istedi. İşte bu nokta da Almanların baskıları arttı
ve sahte bir satın alma ile gemiler Osmanlı Devleti'nde kaldı.
İsimleri Yavuz Sultan Selim ve Midilli olarak değiştirilen
gemilerin komutanı Amiral Souchon'da Osmanlı Karadeniz Filosu
Komutanı oldu. Gemi mürettebatına ise fes ve Osmanlı üniforması
giydirildi.
Almanya artık Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesini isterken
hükümet üyelerinin büyük bir kısmı istenilen güvenceler elde
edilmeden savaşa girmeyi reddediyorlardı. Üstelik İtilâf
Devletleri uzun zamandır istenilen kapitülâsyonların kaldırılması
ile Osmanlı Devleti'nin bağımsızlık korunması hakkındaki
güvencelerin sağlanacağını dile getiriyorlardı. Bu durum Enver
Paşa ile Almanları zor duruma sokuyordu. Sonuçta Osmanlı Hükümeti
Avrupada başlayan savaştan yaralanarak 9 Eylül'de kapitülâsyonları
kaldırdı. Bu durum bütün devletlerde şaşkınlıkla karşılandı.
Ayrıca yabancı posta haneler ve azınlıklara verilen hatlar
kaçırıldı.
Bu durum karşısında Almanlarla ilişkilerde bozulmalar oldu. Şöyle
ki ittifâk halinde olmalarına rağmen Osmanlı üzerindeki çıkarları
kapitülâsyonların kaldırılmasıyla büyük zarara uğruyorlardı.
Kapitülâsyonların kaldırıldığı gün Amiral Souchon'da Osmanlı
Donanması I. Komutanlığına getirilmişti. Bu durum gerginliği
düşürmese de bir sus payı olarak biraz işe yaramıştı. Sonuçta
Enver Paşa'nın kayıtsız şartsız Alman taraftarı olması Almanlarda
belirli bir hareket özgürlüğü sağlamıştı.
Enver Paşa ile politikacılar arasında savaşa girme zamanı hakkında
bir anlaşmazlık sürerken Çanakkale Boğazı önünde nöbet tutan
İngiliz savaş gemileri boğazdan çıkmak isteyen bir Osmanlı
torpidosunu geri çevirdiler. Bunun üzerine Osmanlı Devleti Boğazı
torpil döşemek suretiyle kapattı. Bu Enver Paşa'nın Amiral
Souchon'a talim yaptırmak amacıyla Karadeniz'e çıkartma iznini
vermesi için fırsat oldu.
Alman elçisi savaş ilan edilmesi halinde Osmanlı Devleti'ne 2
milyar kuruş gizli yardım yapılacağını bildirdi(11 Ekim). Paranın
gelmesi ile birlikte Enver Paşa , Alman Genel Kurmay
Başkanlığı'nın Türk komutanlara haber vermeden , Genel Kurmay
Başkan Vekili Bronzart'a hazırlattığı bir savaş planının
yürütülmesi için Alman Genel Kurmay Başkanlığı ile görüş birliğine
vardı. Bu planın birinci maddesi , savaşa nasıl girileceğini
saptamaktaydı. Buna göre savaş ilan edilmeksizin Karadeniz'deki
Rus Filosunu batırarak deniz üstünlüğünü kazanacaktı. Harekete
geçme zamanı Amiral Souchon'a bırakılmıştı.
Amiral Souchon 29 Ekim'de Karadeniz'de Rus kıyılarını bombardımana
tutarak çok sayıda Rus gemisini batırarak Enver Paşa'dan aldığı
gizli emri başarıyla yerine getirdi. Bu olay başta sadrazam Sait
Halim Paşa ve Maliye Nazırı Cavit Bey olmak üzere kimi nazırlar
tarafından tepkiyle karşılandı. Enver Paşa'nın Amiral Souchon'a
ateşkes emri verilmesi ve İtilâf Devletleri'nden özür dilemesi
sağlandı. Fakat artık geç kalınmıştı. Rusya 2 Kasım 1914'te
Osmanlı Devleti'ne savaş ilan ettiğini açıkladı. 5 Kasım'da da
Fransa ve İngiltere savaş ilan ettiler. Padişah da 11 Kasım'da
savaş ilan ederek halifeliği kullanarak tüm Müslümanları cihada
davet etti.
Böylelikle Osmanlı Devleti Almanya'nın yoğun baskısı ile Enver
Paşa'nın kendi ihtirasları sonucu I. Dünya Harbine girmiş oldu. Bu
olayın bir tesadüf olmadığı Almanya'nın ve diğer İttifâk
Devletleri'nin çıkarları sonucunda hazırlandığı açıktır.
|