ÇANAKKALE SAVAŞI
SIRASIN DA GEN. JEAN HAMİLTON’UN AVRUPA BASININA VERDİĞİ DEMEÇ
- Savaş gemilerimizin Marmara’ya girmesiyle birkaç saat içinde
İstanbul ya teslim olacak, ya isyan çıkacak, ya da derhal
boşaltılacaktır. İstanbul’un deniz ve demir yolları kesilip birbiri
içine girmiş köhne evlerde oturanların tepelerine donanmanın
toplarından birkaç mermi yağınca neler hissedeceklerini bir düşünün!
Uygun bir rüzgar çıkarsa; bu günah yuvası, kıvrılan alev sütunları
içinde SODOM ve GOMARE gibi yok olacaktır.
ÇANAKKALE SAVAŞI KUMANDANI GENERAL JEAN HAMİLTON'UN MEŞHUR SÖZÜ
“Türkleri Allah'larından ayırabilmek için daha başka ne yapılabilir ki
?
Biz Türklerle değil Onların Allahları ile harb ettik!”
ÇANAKKALE SAVAŞI SIRASINDA
İSTANBUL’DA AVUSTURYA – MACARİSTAN ASKERİ ATEŞE Sİ OLARAK GÖREV YAPAN
GENERAL JOSEPH POMİANKOWSKİNİN HATIRALARINDAN
- Alman savaş planlarından en önemlisi Berlin – Bağdat demir yolunu
onlara açılması ve oradan Hindistan’a ulaşılmasıydı. Bunu için de
zayıf bir Türkiye gerekiyordu. Türkiye’nin malubiyeti ve zayiatı Alman
politikasının ekmeğine yağ sürecekti!.. General Liman Von Sanders ve
General Jodenstein, Türk askerini hiç esirgemiyorlardı. Açık arazide,
güpe gündüz, hazırlıksız ve yorgun argın askerlere saldırı veya geri
çekilme emirleri veriyorlardı. Bu saldırılarda binlerce Türk askeri
düşman makineli tüfekleri ile biçilerek öldürülüyordu!..
“SAVAŞIN TANRISI SİNEKLER”
CEPHEDEN MEKTUPLAR
Akşam yemeğinden sonra binbaşı ile birlikte, ateş hattı boyunca
yürüdük. Yol, cevreye ve iki yana yayılmış cesetlerle, doluydu.
Yanlarında kazmaları, süngü ve tüfekleriyle birçok Türk ölmüş
yatıyordu! Karanlık iyice bastırınca döndük. Subaylarımızdan birisi
tam 11 Türk'ü öldürdüğünü anlatıyordu. Türklerin saldırısı gece
olmuştu. Ceset sayımı ise sabah yapılıyordu. Bir başka subay ise;
cephede, önünde ansızın arkası dönük bir Türk askeri belirdiğini, onu
önce pusuda bekleyen bir Türk sanarak, silahını kavrayıp hemen,
üzerine atladığını ama, tiksinerek onun bir-iki günlük bir ceset
olduğunu fark ettiğini bana anlattı... Gelibolu'daki yaşamın büyük
belası sineklerdir! Bu memleketin tanrısı; ne Allah ne Muhammet veya
Şeyhülislam! Asıl tanrı baş şeytan yani sineklerin tanrısı! Yemek
masaya konur konmaz, sinekler tarafından simsiyah kaplanıyor!
Çadırlara ve siperlere doluşan bu yaratıklar, aptal vızıltılarıyla
öğlen sıcağında yarım saat için kestirmeye çalışanları deli
ediyorlardı!..
İng. Reuters H. Ajansı Muhabiri / Gylding.REUTER H.AJANSI
THE EGYPTIAN GAZETESİ YAYINLARI
MORTO (ölüm) KOYUNDAKİ FRANSIZ
MEZARLIĞININ AÇILIŞINI YAPMAK İÇİN GELEN GENERAL GURO'NUN HATIRASI
O gün Türkleri Birkaç siper geri atmıştık. Savaş alanında Türklerden
aldığımız siperlerdedurum tespiti yapıyordum. Bir Türk askeri telaşlı
bir şekilde gönmleğinden parçalar koparıp kucağında yatan bir Fransız
askerinin yarasını tedaviye çalışıyordu. “Biraz önce öldürmeye
çalıştığın düşmanını şimdi niye tedaviye çalışıyorsun?” diye sordum.
Türk askeri; -Biz savaşta da olsa, kadına, çocuklara yaşlılara ve aman
(af dileyen) dileyenlere silah kullanmayız.bizim dinmizde günahtır. Bu
askede süngü darbemle yere düşerken anlayamadım ama yalvararak bana
birşeyler söylüyordu. Yere düşerken cebinden bir resim düştü. Onu bana
ağlayarak gösterdi ve birşeyler söyledi. Anlamasanda, tahmin ettiğime
göre o kadın onun eşi yanındaki iki çocukta onun çocukları olabilir!
Ben öksüz büyüdüm. Geride bekleyenim yok. Hiç olmazsa o yaşasın da
bekleyenlerine kavuşsun!” dedi.. Adeta şok olmuştum. Gözlerimden
boşanan yaş yanaklarımda dondu kaldı!.. Dünya tarihi böyle bir
insanlığı kaydetmemiştir. Emir subayım, onun kan sızan gömleğini
sıyırdı. Görünen daha hayret verici birşeydi. Onun göğsünde, bizim
askerin açtığı yara daha ağırdı. Ama o kendi yarasına ot ve yaprak
kapatmış, bizim askere kendi gömleğini yırtıyordu. Az sonra ikiside
öldüler!... Onları yan yana gömdürdüm...
İNGİLİZ GENERAL JEAN HAMİLTONUN
HAMİLTONUN RÜYASI
2 Eylül 1915, Dün gece korkunç bir rüya gördüm. Aslında bu bir rüya
değil kabustu. İmroz'da istihbarata çeilmiştim. Birden kendimi Helles
kıyılarında buldum. Boğazımdan demir bir kıskaç gibi sıkan sert bir
el, beni suyun dibine doğru batırıyodu! Sular başımı aşmak üzereydi.
Boğulmak üzereydim. Kendime geldiğim zaman ter iindeydim ve
titriyordum. Çadırımda yabancı birisinin varlığını hissediyordum. O
meşum (uğursuz) şey uzun süre sanki yanımdan ayrılmadı! Şimdiye kadar
böyle korkunç bir şey yaşamamıştım. Gelibolu'nun meşum (uğursuz) bir
yer olduğu fikri kafamda yer etmeye başladı. Yaşadığım hadisenin
etkisnden saatlerce kurtulamadım. Sanki biz bu topraklara daha
gelmeden akıbetimiz kararlaştırılmıştı.
(Gelibolu günlüğü. Jean Hamilton Hürriyet yayınları 1972)
CEPHEDEN BASINA MEKTUP
Bir süreden beri buradayız. Mondros limanı'ndaki çok ilginç böylesine
bir durum ne bu güne kadar görülmüştür, ne de bundan sonra
görülecektir. Mondros küçük koyları olan resim gibi çizilmiş geniş bir
liman. Limanda en son model savaş gemileri yanı sıra ağır toplarıyla
zırhlılar, torpido gemileri, trol tekneleri, buharlı elektrikli
çantalar, kotralar botlar... birçok İngiliz ve Fransız gemisi. Birde
rus kruvazörü var. askolt beş bacalı garip görünümlü bir gemi Queen
Elizabth Triump, Majestic vs. Askerlerimiz; uzun gecikmelerden sonra
yola çıkacaklarından memnun, mutlu, moralleri yüksek ve kararlı.
Onları taşıyan bütün gemiler, 24 Nisan akşamı sirenler arasında tek
tek geçip limandan cıktılar. Özellikle Avustralyalı ve Yeni Zelandalı
askerler kolonilerden gelenlerin savaşta neler neler
başarabilecklerini göstermek için sabırsızlanıyorlar. Çoğunluğu kışı
Mısırda çölde geçirdiler. Avrupa cephesine yollanmadıkları için de düş
kırıklığı içinde idiler. Ama işte şimdi isteyip bekledikleri fırsat
yaklaşıyordu. En iyisi de başarmaya azimli idiler. Bandoların çaldığı
müzik ile askerlerin çoşkulu çığlıkları arasında nakliye gemileri
limandan ayrıldılar. Fransız ve İngiliz gemileri birbirinin yanından
geçerken özellikle cok nazik bir şekilde selamlaşıyorlardı.! Nede olsa
ortak bir harekata girişiyorlardı. Taraflar birbirinin değerini takdir
etmeyi öğreneceklerdi. İngiliz gemileri geçerken baktım, her birinin
yan taraflarıda ve büyük harflerle şöyle yazılmıştı “ÖNCE İSTANBUL'A
SONRA HAREMLERE HÜCUM!” müttefik akdeniz sefer kumandanı Jean Hamilton;
Fransız ve İngiliz askerine şu mesajı yayınladı, “Önümüzde, modern
savaşların benzerini görmediği büyük ve tehlikeli bir macera bizleri
bekliyor. Donanmadaki arkadaşlarımızla birlikte, düşmanın geçilmez
dediği açık bir sahile çıkarma yapmak için mücadele edeceğiz. Bu
çıkarma Allah'ın ve donanmanın yardımı ile başarılı olacaktır! Düşman
mevzilerine hücum edilecek ve savaş, muhtemelen sonuca doğru bir adım
daha yaklaşmış olacaktır! Unutmayın! Gelibolu Yarımadası'na bir kere
ayak basınca işi biteren kadar mücadele edeceksiniz. Tüm dünya
ilerleyişimizi izlemektedir! Bizlere sunulan bu büyük kahramanlığa
layık olduğumuzu kanıtlayalım! Pek yakında zafer bizim olacktır...”
3 Mayıs 1915 Limni Adası Montros Lim. YAZAN Binb. H.M ALEXANDER
(Avustralya Argus Gaz. Yay.) Alıntı: Prof Dr. A Mete TUNCOKU Anzaklar
kaleminden Mehmetçik s.30, 31,31
İlK ŞEHİTLERİMİZİ
VERDİKTEN SONRA ROBERT BROCKUN YAZISI
…-Hurraa! Bu inanılamayacak kadar güzel bir şey! Talihimizin bize bu
kadar yardım edeceğini hiç sanmıyordum. Haydi gidiyoruz!... Galata
kulesi on beş pusluk toplarımızla yerle bir edilecektir. Deniz kana
boyanıp leş gibi olacaktır. Ayasofyanın’nın mozaiklerini, halılarını,
ikonalarını yağma edeceğiz! Türk lokumları (kadınları) benim olacak!
İnanamıyorum ki, bir devrin kapanışına şahit olacağım! Tanrım,
hayatımda bu kadar mesut olmamıştım! Sırf bir tarafa akan bir ırmak
gibi çocukluğumdan beri içimdeki bu arzunun İstanbul’a gidecek
askerlerin arasında bulunmak hevesinin varlığını şimdi daha iyi
anlıyorum.
(Asker – Yönetici - İnsan T.C. Genel Kurmay Başkanlığı Kara Kuvvetleri
Komutanlığı Ankara – 1995 Sayfa. 56)
http://www.canakkalesehitlerimiz.com/canakkale_savaslarinda_yabanci_gorusler.php
Önceki sayfa |