|
Güldeste Mustafa
Özşimşekler
âlimin ölümü , âlemin ölümü gibidir.
"Şefaat, teberrük ve tevessül" gibi konularda ileri geri konuşan,
haddi aşan
vaazlar ve fetvalar veren beş yüz kadar Vehhabî hocanın karşısına
çıkarak:
"Ceddim Muhammed Mustafa'nın aleyhine konuşanın dilini makasla
keserim! Haddinizi bilin!!!" diye haykırabilmiştir.
Söylenen bu sözlerin ne büyük iş olduğunu, oranın durumunu bilenler
bilir.
Ceddim Muhammed
Mustafa’nın aleyhine
konuşanın dilini
makasla keserim!
Tüm insanlık bir anda ölecek olsa, bu ne kadar büyük bir felâket
ise, bir âlimin ölümü de bu derece felâkettir. Hele bir düşünün,
senelerin birikimi olan bir ilim okyanusu, koskoca bir ayaklı
kütüphane bir anda yok oluyor. Maalesef sizlere bir ilim okyanusunu,
bir ehlisünnet âlimini daha kaybettiğimizi son derece üzülerek haber
vermek istiyorum. Maalesef ki, dünyadan bir ilim kandili daha söndü.
Hidayet arayanlara yol gösteren, pusulasını şaşıranlara rota tayin
eden bir kutup yıldızı daha kaydı.
Bu zat sizlerin de yabancısı olmadığınız bir zat…
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'in otuz altıncı
torunu olan Seyyid Muhammed b. Alevî Mâlikî Hasenî Hazretleri…
Malûmunuz olduğu üzere geçtiğimiz Haziran ayında ülkemizi ziyarete
gelmişti. Dergimizde o büyük zat ile görüşerek Temmuz sayısında
sizlere tanıtmış, onun şerefli soyu, ilmî kariyeri ve dünyanın
muhtelif yerlerindeki hizmetleriyle alâkalı malûmatlar vermiştik...
Seyyid Mâlikî Hazretleri bundan altmış üç yıl önce Mekke'de dünyaya
teşrif buyurmuş ve geçtiğimiz Ekim ayının 29'unda seher vakti yine
Mekke'de dâr–ı bekâya irtihal etmişti. Cuma gününe rastlayan o günün
sabahında bizler, tüm dünyadaki mazlum, boynu bükük Müslüman
kardeşlerimizin selâmeti için, secdeler yaparak Allah'a dua etmek
üzere Fatih'teki "Fetih Mescidi'nde" toplanmıştık.
İşte o sabah Cübbeli Hoca'mızdan Seyyid Mâlikî Hazretleri'nin vefat
haberini duyunca çok üzüldük… İçimiz acıdı… Çok direndik; ama
gözlerimize hücum eden yaşlara mâni olmadık. Ve o sabah oradaki
hazır olan cemaatle o büyük zatın gıyabî cenaze namazını kıldık.
Aynı şekilde dünyanın her yerinde sevenleri tarafından o mübareğin
gıyâbî cenaze namazı kılınmıştı. Endonezya, Malezya, Hindistan ve
Pakistan gibi pek çok İslâm ülkesinde bulunan yüz binlerce
talebesinin şimdi gözleri yaşlı, gönülleri mahzun…
Seyyid Mâlikî Hazretleri'nin ilim ve hizmetle dopdolu geçen altmış
üç yıllık takdire şâyan hayatını, hatırlamak bakımından kısaca
sizlere arz edeyim.
İlk öğrenimini Medresetü'l–Fellâhiye'de bitirdikten sonra başta
Mekke Müftüsü olan babası Seyyid Alevî b. Abbas Mâlikî olmak üzere,
dönemin meşhur âlimlerinden ilim tahsil eden Seyyid Muhammed b.
Alevî Mâlikî, hocalarından Tefsir ve Hadis alanlarında icazetler
aldıktan sonra başka ülkelere açılmış, Mısır, Libya, Fas, Kuzey
Afrika ve Pakistan'a gidip orada da birçok âlimden dersler okuyup,
değişik branşlarda icazetler almıştı. Bunlara ilâveten daha sonra
Hindistan ve Suriye'ye gidip orada da ilim tahsiliyle meşgul olan
Seyyid Mâlikî Hazretleri, uzun süren bu ilim tahsilinden sonra,
Mekke'ye dönüp Mescid–i Haram'da ders vermeye başladı. Bu arada
Mekke'deki Şeriat Fakültesi'nden profesör unvanını alarak, aynı
fakültenin Hadis Kürsüsü Başkanlığı görevine getirildi. Bu dönemde
birçok İslâm ülkesinden gelen ilim ehline dersler verip, hocalık
yaptı. Aynı zamanda Mekke'de büyük bir medrese kurarak orayı bir
ilim merkezi hâline getirdi. Hâlen orada dünyanın pek çok ülkesinden
talebeler mevcut olup, ilmî çalışmalar devam etmektedir.
Bu yoğun çalışmaları esnasında Fıkıh, Tefsir, Akaid, Hadis, Tasavvuf
ve Siyer alanlarında, özellikle de günümüzdeki ehlisünnet çizgisi
dışına çıkmış mutaassıp akımlara karşı altmıştan fazla eser telif
etmiştir. Düşünün ki Vehhabilik'in kalesi olan Arabistan gibi bir
memlekette, aslanlar gibi ehlisünnetin savunuculuğunu yapmıştır.
"Şefaat, teberrük ve tevessül" gibi konularda ileri geri konuşan,
haddi aşan vaazlar ve fetvalar veren beş yüz kadar Vehhabî hocanın
karşısına çıkarak:
"Ceddim Muhammed Mustafa'nın aleyhine konuşanın dilini makasla
keserim! Haddinizi bilin!!!" diye haykırabilmiştir. Söylenen bu
sözlerin ne büyük iş olduğunu, oranın durumunu bilenler, hatta hacca
gidenleriniz dahi takdir edecektir. Seyyid Mâlikî Hazretleri,
Resûlullah'ın kabri başında dua ederken bile el açmayı "şirk" olarak
telâkki eden bir zihniyetin ağa–babalarıyla, yıllarca ilmî
mücadeleler yapmış ve bu konuda İslâm âleminde büyük yankılar
uyandıran ve on altı dile tercüme edilen "Mefâhim" isimli eserini
telif etmiştir. Bu kıymetli eserde özellikle "Şefaat, tevessül,
teberrük, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kabri
şerifinin ziyareti" gibi konular; âyet, hadis ve selefin büyük
imamlarının sözlerinden deliller getirilerek işlenmiştir.
Efendi Hazretleri’ne
veda ziyareti
Efendi Hazretlerimiz rahatsızlığı sebebiyle epeyce bir zaman hac ve
umreye gidememiş, dolayısıyla Seyyid Mâlikî Hazretleri'ni Mekke'deki
yerinde ziyaret edememişti. Bunun üzerine sizin de malûmunuz olduğu
üzere en son geçtiğimiz Haziran ayında Seyyid Mâlikî Hazretleri'nin
de bazı rahatsızlıkları olmasına rağmen Mekke'den kalkmış,
İstanbul'a Efendi Hazretlerimizi ziyaret için gelmişti. O zaman bu
ziyaretinin sebebini doğrusu merak etmiştim. İşte şimdi bunu çok
daha iyi anlıyorum. Demek bu seferki sebeb–i ziyareti, üstadımızı
dünya gözüyle son bir defa daha görmek, hasret giderip vedalaşmak
içinmiş…
Aylardan ramazan–ı şerifti… Günlerden ise, cuma… Seher vaktinde
Seyyid Mâlikî Hazretleri'nin dilinde salât–ü selâm, yüzünde
tebessüm, son yolculuğuna çıkıyordu. Gözlerinden perde kalkıp,
cennetteki makamını ve uhrevî âlemden kendisini karşılamak için
gelenleri görünce, memnuniyetinden tebessüm ediyor tabiî… O da aynı
dedesi Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem gibi altmış üç
yaşında Rabbisine kavuşuyor.
Herkes bu büyük allâmenin cenaze namazında bulunmaya can atıyor…
Ve cenazesinde âdeta mahşerî bir kalabalık, iğne atsan yere düşmez.
Bir milyon insan cenaze namazına iştirak ediyor. Cenaze namazından
sonra Seyyid Mâlikî Hazretleri, defnedilmek üzere Hz. Hatice
anamızın kabr–i şerifinin bulunduğu Cennetü'l–Muallâ'ya doğru bu
müthiş kalabalığın omuzlarında âdeta bir bayrak gibi taşınıyor.
Görevliler bu büyük kalabalığın kabre girmesine engel olmaya
çalışıyorlar, ama nafile…
Bu insan seli kabristana akıyor ve Cennetü'l–Muallâ'nın her yeri, en
ücra köşesine kadar insanla dolup taşıyor. İçerde yer olmadığından
bir o kadar kalabalık da kabristanın etrafını doldurmuş…
Ayrıca dünyanın muhtelif memleketlerinde bulunan binlerce seveni de,
cenazesine iştirak edememiş olsalar da dualarını gönderiyorlar..
Seyyid Mâlikî Hazretleri vefatından önce Mekke'de olduğu zamanlar,
her gece saat 01.00 de Cennetü'l–Muallâ'ya gidip büyük anneleri olan
Hz. Hatice validemizi ziyaret ederdi. Ama bu seferki ziyareti
diğerlerinden çok farklı oldu. Artık geri dönmeyecek, bundan böyle
devamlı yanında olacaktı…
Bazı kereler, Mevlâ Teâlâ mâna âleminden perdeyi kaldırır ve bazı
dostlarına seyrettirir. Seyyid Mâlikî'nin vefatında da birtakım
mânevî hâdiseler cereyan ediyor. Üstadımız Hacı Mahmud Efendi
Hazretleri, vuku bulan bu mânevî hâdiseleri, aldığı mânevî haberle
bizlere aktarıyor. Şöyle ki:
"Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın emriyle dört mezhep
imamı ve tüm tarikat meşâyih ve pirleri Seyyid Mâlikî'yi
karşılıyorlar. Ve İslâm'a yaptığı hizmetleri sebebiyle özellikle de
ehlisünnetin müdafisi olduğu için sahâbeden sonra en büyük
makamlardan birini aldığı kendisine müjdeleniyor."
Ehlisünnete yapılan hizmetin kazandırdığı makamı görüyor musunuz?
Bundan haberdar edildiğimize göre, demek bize de ders var. Ne
yapalım ne edelim ehlisünnet çizgisinden ayrılmayalım. Hele hele
sapık düşünce ve itikad sahiplerinin ortalıkta cirit attığı
günümüzde, ehlisünnet âlimlerinin yolundan ayrılmayalım ve yüksek
derecelere nail olalım inşallah…
Seyyid Mâlikî Hazretleri arzu ettiği derecelere ulaştı. Hem de daha
gözünü kapar kapamaz bu müjdeye nail oldu. Rabbim bizleri de dinine
hizmetçi eylesin. Ehlisünnet akidesi üzere olmayı ve bu itikatla
ölmeyi ihsan buyursun. Efendi Hazretlerimize de sıhhat ve afiyetler
ikram eylesin, hayırlı uzun ömürler vererek, başımızdan eksik
etmesin inşallah…
Seyyid Mâlikî Hazretleri'nin, bilcümle geçmişlerimizin ve kâffeten
ehli İslâm'ın ervahı için elfâtiha..!
Fî emânillah!
MAHMUD EFENDİ KUTUBDUR
Seyyid Mâlikî Hazretleri zâhirî ilimlerde üstad olduğu gibi, bâtınî
ilimlerde de söz sahibiydi, pek çok mürîdânı vardı. Soyu, ilmî
kariyeri, Dinî hizmetleri ve geniş nüfûzu hasebiyle pek çok makam ve
mevki sahibi kişiler, hatta krallar ve prensler onun duasını almak
için ziyaretinde bulunurlardı.
İstanbul'a geçtiğimiz Haziran ayında yaptığı ziyareti sırasında,
misafir edildiği Efendi Hazretlerimizin odasında elini öpmek ve
duasını almak bize de nasip olmuştu. İstanbul'da birkaç gün daha
kalıp Mekke'ye dönecekti. O henüz İstanbul'dayken bizler o mukaddes
topraklara umre yapmak üzere hareket ettik. Tabi ki, arzumuz Seyyid
Mâlikî Hazretleri'ni İstanbul'dan Mekke'ye döndüğünde yerinde de
ziyaret etmekti. Ve öyle de oldu. Biz Mekke–i Mükerreme'ye gittikten
birkaç gün sonra onun Mekke'ye döndüğünü haber aldık. Efendi
Hazretlerimizin hulefâsından Mustafa Efendi Hocamız başımızda olmak
üzere, bu fakirle beraber ayrıca iki hocaefendi kardeşimiz de dâhil
olmak üzere, dört kişi, Seyyid Mâlikî Hazretleri'nin ziyaretine
gittik. Daha geçen hafta Türkiye'de ziyaret etmiştik, elhamdülillâh
şimdi de Mekke'de ziyaret nasip oluyordu… Bizden başka o mübareğin
ziyaretine gelmiş pek çok misafir vardı. Herkes sırayla ziyaretinde
bulunuyordu. Sıra bize geldiğinde önce Mustafa Efendi Hocamız
görüştü. Seyyid Mâlikî Hazretleri Mustafa Efendi'yi görünce çok
sevindi, memnun oldu, sarıldı. Diğer misafirlere göstermediği çok
özel bir ilgi gösterdi. Ve birkaç gün önce Efendi Hazretleri ile
beraber olduğu ânı orada kısaca dile getirdi. Daha sonra bu fakir,
Seyyid Mâlikî Hazretleri'nin elini öperken kendimi ona takdim
edecektim ki, tatlı bir tebessümle "Araftü" tanıdım buyurdu. Bu beni
öylesine memnun etti ki, anlatamam. Demek unutmamıştı. Gerçi
Türkiye'deki ziyaretimizin üzerinden henüz bir hafta gibi kısa bir
zaman geçmişti, ama yine de hatırlayamayabilirdi. Çünkü o kadar çok
ziyaret edeni vardı ki… O akşam yaptıkları derste bizleri kendi
yanına oturttu. İhtiram ve ikrâmda bulundu. Tabiî bizlere yapılan bu
güzel karşılama ve alâka, hiç şüphesiz Efendi Hazretlerimizin yüce
hatırı içindi. Ona olan sevgisi, saygısı ve muhabbeti sebebiyle
bizlerle böylesine ilgileniyordu. Üstelik başımızda az önce ifade
ettiğim gibi Efendi Hazretlerimizin hulefâsından olan Mustafa Efendi
Hocamız bulunuyordu. Seyyid Mâlikî, Üstadımız Mahmud Efendi
Hazretleri'ni gerçekten de çok sever, mümkün oldukça Türkiye'ye
ziyaretine gelirdi. Yani geçen Haziran ayındaki İstanbul'a gelişi,
ilk değildi. Daha önceleri de defalarca ülkemize gelmiş ve her
gelişinde de mutlaka üstadımız Hacı Mahmud Efendi Kuddise Sırruhu
Hazretleri'nin ziyaretinde bulunmuşlardı. Bu ziyaretlerinden birinde
bizzat Cübbeli Hoca'mıza "Mahmud Efendi kutuplardandır." demişti.
Dünya çapındaki bir allâmenin bu sözü ve ifadesi, bir anlık hislerle
söylenen bir söz değil, defalarca yapılan ziyaretlerin sonucunda,
Efendi Hazretleri'nin etrafına, etbâına hâllerine bakıp, bunları
kendi ilim süzgecinden geçirerek yaptığı tahlilden sonraki
tesbitidir. Nitekim "O kutuplardandır." buyurduktan sonra "çünkü"
diyerek şunları ilâve etmişti. "Bir kimsenin bu kadar seveni, bu
kadar etbâı olacak, etrafında bu kadar âlim bulunacak, ama o kimse
buna rağmen nefsini âdeta paspas edip, tevazuyla hareket edecek ve
kendisinde nokta kadar dahi enaniyet kokusu olmayacak. Ancak Kutup
olan bir zat böyle olabilir."
GERİYE |