|
hep iyilik iste
yusuf bahadır iyican
hayvanlar bile
kıymetinizi bildi de!
Ey cemaat–i müslimin! Şu an aramızda Allah'ın dostları bulunmaktadır.
Belki biz onların kim olduğunu bilemeyiz; ama şunu biliniz ki, ya
sağınız da, ya solunuzda Allah'ın dostları var ve bu sohbette hâzır ve
nâzırdırlar. Mevlâ'mız onları bizlerden gizliyor.
Bundan sekiz ya da dokuz sene evvel bir Kadir gecesi akşamı idi. Bu
değerli ve çok mübarek geceyi en iyi nerede geçirebiliriz derken yolumuz
Çarşamba'da Yavuz Selim Camii'ne düştü. Sorduk ve öğrendik ki, Efendi
Hazretleri'nin bu gece Yavuz Selim Camii'nde vaazı var.
Gönül bahçemizde nice güzel güller açacağını hissederek Yavuz Selim
Camii'nin içine girdik.
Aman yârabbi! Bir kalabalık, bir izdiham, muhteşem bir tablo! Biz de
arkadaşlarla bir kenara büzülüp oturduk.
Daha sohbet başlamadan bizleri derin bir huzur ve feyiz dalgası
sarmıştı. Derken bir dalgalanma oldu. Bu dalgalanmadan Efendi
Hazretleri'nin geldiği anlaşılıyordu. Onun gelişi ile heyecan ve
mutluluk kat kat artmıştı.
Vaaz edeceği kürsünün önüne geldiğinde, sanki kürsü dile gelmiş onu
davet ediyordu. Çok güzel bir mânevî hava ve rahmet iklimi yaşanıyordu.
Efendi Hazretleri, Yavuz Selim Camii'nin kürsüsüne, Yavuz Selim Han'ın
heybet ve vakarı ile yürüdü. Bir merdiven dayatılmıştı, Efendi
Hazretleri kürsüye çıkıyordu. Orada bulunan binlerce insan, ondan bir an
olsun gözlerini ayırmadan takip ediyordu.
Her türlü zulüm, haksızlık ve zorbalıkla kirlenen dünyada gerçek bir
Peygamber varisini görmek ne büyük bir nimetti. Artık beklenen an
gelmiş, mübarek zat sohbetine o tatlı ve sevecen ses tonuyla başlamıştı.
Hamd ve besmeleden ve ardından âyetleri ve hadisleri okuduktan sonra
şöyle buyurdu:
–Ey cemaat–i müslimin! Şu an aramızda Allah'ın dostları bulunmaktadır.
Belki biz onların kim olduğunu bilemeyiz; ama şunu biliniz ki, ya
sağınız da, ya solunuzda Allah'ın dostları var ve bu sohbette hâzır ve
nâzırdırlar. Lâkin Mevlâ'mız onları bizlerden gizliyor."
Ne müthiş sözlerdi bunlar, mübarek bir gecede, mübarek bir topluluk
içerisindeydik.
O da neydi! Efendi Hazretleri bunları anlatırken, kürsünün önünde bir
hareketlenme oldu. Kürsüye çıkmak için kullanılan merdiven, kürsüye
yeniden dayandı. O da ne! Bir adam merdivenlerden çıkmaya başlamaz mı?
Bu durum karşısında Efendi Hazretleri de sohbetini kesmişti. Herkes
hayret ve şaşkınlık içinde idi. Bizler bu şaşkınlık içerisindeyken
oldukça heybetli, takım elbiseli, kravatlı olan bu adam konuşmaya
başladı:
–Ey muhterem cemaat! Beni bir iki dakika dinleyin. Ben eski ….nıyım. Az
önce Efendi Hazretleri aramızda Allah'ın gizlediği dostları var dedi.
Ben sizlere bir olayı anlatacağım ve sonra da sizden dua isteyeceğim."
Tabiî bizler, Efendi Hazretleri'nin sohbetinin kesilmiş olmasından pek
de memnun değildik; fakat olan olmuştu. İçimizden "tamam bir an önce
anlatacağını anlat, sana dua da ederiz. Yeter ki, fazla uzatma; bir an
evvel anlat. Bizi Efendi Hazretleri'nin sohbeti ile baş başa bırak."
diyorduk. Tabiî nereden bile bilirdik ki, bize çok enteresan bir olayı
anlatacak, dinledikçe duygu seline kapılacağız. Başladı anlatmaya:
–Ben falan tarihte Efendi Hazretleri ile bir umre yolculuğuna çıkmıştım.
Allah nasip etti, çok güzel bir umreyi değerli Hocaefendi'nin sayesinde
gerçekleştirdik ve dönüş zamanı geldi çattı. İstanbul Yeşilköy
havaalanına indiğimizde sabahın erken saatleri idi. Uçaktan iner inmez
Efendi Hazretleri'ne bir teklifte bulunmak geldi içimden:
–Efendi Hazretleri bu sabah kahvaltıyı bizim evde yapalım, bir yorgunluk
kahvesinden sonra sizi mekânınıza bırakalım." dedim. Sağ olsun Efendi
Hazretleri beni kırmadı ve teklifimi kabul etti. Birlikte bizim eve
doğru yola çıktık. Birlikte benim yazlık evime doğru yol almaya
başladık. Bir yandan yol alırken, bir yandan da, aklıma evimin
bahçesinde bulunan ve son derece saldırgan köpeğim geliyordu. Zira bu
köpek sıradan bir köpek değildi. Özel eğitim almış, yabancı insana
tahammülü olmayan bir köpekti. Yabancıyı gördü mü hemen saldırıyordu.
Yabancıyı görmese bile kokusundan tanıyordu. Sonuç olarak; iri kıyım
yapısı ile son derece saldırgan bir hayvan bizi bekliyordu. Bunları
düşünerek yol alırken, Efendi Hazretleri'ni rahatsız edecek diye
endişeleniyordum.
"Efendi Hazretleri'ni rahatsız eder mi? Huysuzluğu ve havlaması ile."
Ben bu düşüncelerle meşgul olurken, Efendi Hazretleri'ne bu konudan hiç
bahsetmedim."
Bu düşünceler içinde eve geldik. Kapıyı açtılar, içeri girdik. Her an
bir hareket bekliyordum; ama yazlığın içine girene kadar beklediğim
hareket olmadı.
Eve gelmiş, kahvaltımızı yapmıştık. Efendi Hazretleri kahvaltıdan sonra
işrak namazını kıldı. Namazdan kalkar kalkmaz birden bana döndü:
–Senin şu köpeği merak ettim, haydi bir görelim." dedi. Efendi
Hazretleri'nin bu talebi beni son derece şaşırtmıştı. Çünkü ben ona
köpeğimden bahsetmemiştim. Ben telaşlı bir vaziyette:
–Aman Efendi Hazretleri, o sizi rahatsız eder.
–Yok, yok, hiçbir şey olmaz. Haydi, görelim şunu.
Israrı karşısında fazla bir şey diyemedim. "Peki, buyurun bahçeye
çıkalım." diyerek Efendi Hazretleri ile birlikte bahçeye çıktık.
Kulübeye doğru ilerlerken, tedirginliğimi üzerimden atamamıştım. Her an
kulübeden sıçramasını bekliyordum. Efendi Hazretleri'ne, dikkatli
olmasını köpeğin her an kulübeden çıkabileceğini söyledim. Ha havladı,
havlayacak derken, kulübenin önüne gelmiştik. Ben şaşkındım; çünkü
normalde şimdiye kadar çoktan bizi fark edip ortaya çıkması lâzımdı. Ama
o da ne! Köpek, kulübesinde sessizce duruyordu. Birden başını dışarı
çıkardı. Efendi Hazretleri'ne bakmaya başladı, tepeden tırnağa kadar bir
güzel süzdü. Daha sonra başını ön iki ayağının arasına indirerek, yerde
sürüne sürüne bize doğru geldi. Ben dehşetle olayı izliyordum. Şaşkın ve
heyecanlı idim zira ortada çok garip bir hâdise vardı.
Köpeğim Efendi Hazretleri'nin önüne kadar geldi. Efendi Hazretleri'ne
sevgiyle baktığını inanın hissetim ve köpeğim başını yana yatırdı.
Efendi'ye bakarken artık vallahi ağlıyordu, gözlerinden süzülen yaşları
bir görmeli idiniz. Efendi Hazretleri köpeğime tebessüm edip başıyla
selâm verdi. Bu ne muazzam bir manzara idi! Tüylerim diken diken
olmuştu. Ben köpeğimin bir zarar vermesinden korkarken, o, Efendi'nin
önünde saygıyla eğilmiş, ağlıyordu. Mahmut Efendi bana:
–Hadi gidelim.
Deyince sanki bir rüyadan uyanmıştım. Son derece hırçın ve saldırgan
olan köpeğimin bu kadar sessiz ve sakin olması beni şaşırtmıştı.
Ayrılırken köpeği elimle dürttüm. Dürtmemle bu sefer bana havlaması bir
oldu. Sanki benim düşüncelerimi anlamış ve "Sen ne yapmaya
çalışıyorsun?!" der gibiydi.
Eve dönerken Efendi Hazretleri bana şöyle diyordu:
–Eee, gördün mü? Köpek sahibini mahcup etmemek için, benim gibi bir…'ne
havlamadı."
Aman Allah'ım! bu ne büyük bir tevazu idi.
Bunları anlatan zat, anlatmasını bitirmiş, yüzünü cemaatten kürsüde olan
Efendi Hazretleri'ne cevirdi ve yüksek bir ses tonuyla âdeta haykırdı:
–Efendi Hazretleri! Efendi Hazretleri! Sizlerin kıymetini, değerini
hayvanlar bile anladı da bizler anlayamadık.
Bu hâdiseyi anlatan zat merdivenlerden inerken biz dâhil bütün cemaat
hüngür hüngür ağlıyorduk.
***
İşte gerçek bir Allah dostu… Mevlâ şefaatine hepimizi nail eylesin. Ben
bire bir yaşadığım bu olayı sizlerle paylaşmaktan gerçekten onur duydum.
Biliyorsunuz; Peygamberimiz'in de hayvanlar ile konuşmuşluğu ve
hâdiseleri vardır. Bir ceylanın avlandıktan sonra Peygamberimiz'den,
serbest kalıp yavrularını emzirmek için avcıya aracı olmasını istemesi
gibi… Zaten dağlar, taşlar, hayvanlar hep Mevlâ'yı zikrederler. İşte
onlar zikrettikleri yüce yaratıcının sevgili kullarını da tanırlar ve
hürmet ederler. Tıpkı Bişr–i Hafi Hazretleri'ne yaptıkları gibi…
Biliyorsunuz Bişr–i Hafı Hazretleri hep çıplak ayakla hayatını
sürdürmüştür. Onun bulunduğu yerde kediler, köpekler sokakları, yolları
pisletmezlerdi. Ona hürmet ederlerdi. Şimdi zaman ne kadar ilerlerse
ilerlesin, Allah'ın velileri hep vardır ve olacaktır. Bu hâdise de ona
delildir. Yüce Mevlâ'mız gördüklerimizden, duyduklarımızdan ibret alarak
dinine bağlı kullardan eylesin bizleri. |