|
Haşim Albayrak
Araştırmacı Tarihçi - Yazar
ŞANLI TARİHİMİZ
Mahmut Ustaosmanoğlu (Efendi)
19 Temmuz 2007 Perşembe
Son zamanlarda oldukça hasta gözüken Oflu Hocaların günümüzdeki en alim
ve tanınmışlarından Mahmut Efendi’nin biyografisi.
Haşim ALBAYRAK
MAHMUT USTAOSMANOĞLU
Mahmut Ustaosmanoğlu, İstanbul Fatih Çarşamba'da etkin olan İsmail Ağa
Cemaati'nin lideri. 1960 yılında ölen Ali Haydar Efendi'nin isteğiyle
İsmail Ağa Camii'ne imam oldu. Burada resmi olarak imamlık ve vaizlik de
yapan Ustaosmanoğlu, Nakşibendî tarikatına bağlı olan geniş bir kitle
tarafından takip edilen bir isim.
Of Mitçolu olup hocaları arasında devrin en büyük müderrislerinden
Çalekli Dursun Efendi ve Mehmet Rüştü Aşıkkutlu’da vardır. En çok
Çalekli Dursun Efendi’den ders almış olup ona enişte olmuştur.
Mahmut Ustaosmanoğlu
(1991 yılı)
Fatih Müftülüğü 1991 yıllığında hakkındaki bilgiler şöyledir:1931
yılında Of’a bağlı Tavşanlı köyünde doğdu. İlk tahsilini babası ile
eniştesi Hacı Dursun Feyzi Güven Efendi’den aldı. Hıfzını da Of’ta
tamamladı. Tefsir, hadis, kelam ve tasavvuf gibi dini ilimlerde tam bir
vukufiyeti vardır. 1960 yılına kadar İstanbul’da Ali Haydar Efendi’nin
sohbetlerine devam ederek feyz aldı. Nakşî tarikatının Halid-i koluna
mensup olan Ali Haydar Efendi’nin arzuları ile İsmailağa camisine imam
hatip oldu. Çok harap durumda olan cami yeniden ve aslına uygun olarak
restore ettirildi. 1.5.1954 yılında resmen bu camide göreve başladı. 1
Ağustos 1960 tarihinde hocasının vefatı üzerine hilafet ve irşad
görevlerini üzerine almıştır. İlminden, irfanından istifade etmek üzere
her gün etrafında yüzlerce cemaat toplanmakta ve onlara İslam dininin
farz, vacip, sünnet gibi prensiplerini telkin etmektedir. Evli ve üç
çocuk babasıdır. Müftülük sicil numarası 8130’dur.
Kendi ifadesiyle biyografisi şöyledir:
Hacı Mustafa oğlu Ali Efendi ile Tufan Vanlıoğlu’nun kızı Fatma
Hanım’dan 1929 yılında Trabzon ilinin Of ilçesi Tavşanlı köyünde dünyaya
geldim. Hayatın ilerleyen günlerinde yaşıtlarım arasında ezilmemem için
günün adeti üzere rahmetli annemin isteği üzerine nüfusa 1931 yılı
doğumlu olarak kaydedildim.
Hafızlığımı rahmetli annem Fatma Hanım’ın hocalığında babamın
kontrolünde tamamladım. Daha sonra köyümüz hocalarından talim ve benzeri
dersleri ikmal ettim. Yine köyümüzün hocalarından Mustafa İbrahimoğlu ve
Hasan İbrahimoğlu hocalardan da Yasin Suresi tefsiri okudum.
Yakın köyümüz olan Balaban köyünde Hoca Vahap Efendi’den Emsile- bina
kitaplarını okudum. Ramazan vazifesini yapmak üzere Kayseri’ye gittim.
Burada Tesbihçizade Hacı Ahmet Efendi ile karşılaştım ve kendisinden bir
yıl Arapça okudum. Subha-i sıbyan, Tuhbe-i Vehbi, Avamil ve İhzar isimli
kitabın iğrab bahsini bu hocamdan tahsil ettim.
Kayseri dönüşünde memleketimizin tanınmış hocalarından ve
dersiamlarından Süleymaniye Medreselerinden mezun ve dersiamlık unvanına
sahip Dursun Feyzi Güven Efendi Hoca’ya ilim tahsil etmek üzere intisab
ettim. Bu esnada köyümüzün tanınmış ailelerinden Vanlıoğlu Abbas
Efendi’nin kızı Zehra Hanım ile evlendim. Ben ilim tahsili ile meşgul
iken o benim her türlü yükümü çekti ve bana biri teşkilatımızda Kur’an
öğreticisi olarak çalışan iki erkek ve bir kız çocuğu büyüttü.
16 yaşıma geldiğimde İslami ilimlerden icazet aldım. Talebelik
arkadaşlarım arasında vaiz Abdullah Vanlıoğlu ve İlyaz Vanlıoğlu’nu
sayabilirim. Ayrıca askere gitmeden önce bir grup talebeme icazet
verdim.
Yetiştirmiş olduğum öğrenciler içinde pek çoğu Diyanet teşkilatımızda
vaiz, imam hatip, müezzin-kayyım olarak hizmet etmişlerdir.
Vatan hizmetini yapmak üzere piyade olarak amcamın oğlu Mustafa
Ustaosmanoğlu ile birlikte Bursa’ya gittim. Askerlik vazifem esnasında
Bandırma’da Nakşî Şeyhi Ali Rıza Bezzaz Efendi tarafından yaptırılan
camiye ibadet maksadı ile gidip gelirken Şeyhülislamlık makamında pek
çok görevde bulunan Nakşî Şeyhlerinden Ali Haydar Gürbüzler Efendi ile
tanıştım.
Askerliğimi tamamladıktan sonra Ali Haydar Hoca Efendi’nin irşadı ve
rehberliği ile İstanbul’da İsmailağa Camiine imam olarak göreve
başladım. 1960 yılında muhterem hocam üstadım Şeyh Ali Haydar Efendi’nin
vefatı üzerine irşat vazifesi ile görevlendirildim. 42 yıl din
hizmetinde bulunduğum Diyanet Teşkilatımızdan 1996 tarihinde 65 yaşımı
doldurduğum için emekliye ayrıldım.
Bu süre zarfında ki ilmi birikimimi memleketimiz insanı ve Müslüman
kardeşlerimizle paylaşabilmek amacı ile Rûhu’l-Furkan isimli bir tefsiri
kaleme almaya başladım. Şu ana kadar Allah’a hamd-ü senalar olsun 12
cildini tamamladım. Ayrıca yapmış olduğum sohbetler 4 cilt halinde
yayınlanmıştır.
Halen sağlığım elverdiği ölçüde devam etmeye çalışıyorum.
Mahmut Ustaosmanoğlu ile ilgili birkaç anekdot:
Yusuf Atmaca’nın anekdotlarından; Bir gün dişçilik yaparken hanımının
dişlerini yaptırmakta olan bir adam ona sorar Mahmut Efendi’yi tanıyor
musun diye. O ne demek tanıyor musun biz birlikte aynı hocadan okuduk. O
benden biraz daha ilerde idi dedim. Sonra nasıl adamdır diye sordu bende
bu kez Ben ise ona Mahmut Efendi bir karıncayı ezmemek için beş km yol
gider, değil bir adam öldürülmesine vesile olsun deyince adam oh
rahatladım onun yargılandığı davanın hâkimi benim. Şimdi rahatlıkla
serbest bırakırım dedi. Sonunda serbest bırakıldı.
Mahmut Ustaosmanoğlu ile ilgili bir gazete haberini anlatan internet
sayfasından alıntı:
‘Mahmut Efendi elinin öpülmesine bile izin vermiyor’
Beyan Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Saruhan, Mahmut
Ustaosmanoğlu'nun sakalını öptürdüğüne yönelik haberleri yalanladı.
Saruhan, “Hocaefendi bırakın sakal öptürmeyi elinin bile öpülmesine izin
vermiyor.” dedi.
Geçtiğimiz pazar günü vefat eden kızının cenaze namazını kıldırmak için
Fatih Camii'ne giden Mahmut Ustaosmanoğlu, sevenlerinin taziyelerini
kabul etmişti. Ustaosmanoğlu'nun ağır işitmesi sebebiyle BBP lideri
Muhsin Yazıcıoğlu'nun kulağına eğilerek taziyelerini sunması “sakal
öpme” olarak medyaya yansımıştı. Ustaosmanoğlu'nun yakın çevresinde
bulunan Beyan Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Saruhan, tören
sırasında sakal öpme hadisesinin yaşanmadığını belirtti.
Mahmut Efendi'nin En Son Görünümünden Bir Kare
Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi'nin ileri seviyede sağlık sorunları
bulunduğuna dikkat çeken Saruhan şöyle konuştu: “El öptürmeyen bir
insanın sakalının öpülmesine müsaade etmesi mümkün değildir. Hocaefendi
tekerlekli sandalyeye mahkûm olmuş, görme yeteneğini yitirmiş bir insan.
Kendine taziyede bulunanları zor fark edebiliyor, söylenenleri ancak
kulağına söylenmesi durumunda duyabiliyor.
Cenazede başsağlığı dilemeye gelenlerin kimliklerini anlamayacak
derecede görmekten yoksun olan bu insanın kulağına eğilerek taziye
dileklerinde bulunmasının, sakal öpme şeklinde verilmesi hepimizi
derinden üzdü.” Mükremin Albayrak, İstanbul
Başka bir anekdotta şöyledir: Of Toramanlı (Şahitli) köyünden Of
Trikonun sahibi Rıdvan Sarı (Sarıoğlu) var. Mahmut Efendi, 22 yıl
boyunca her Pazar günü Beykoz’a vaaza gelir ve onun evinde kalırdı.
Yemeği Rıdvan’ın hanımı hazırlar, Efendi ile birlikte gelenler de
yermiş. Bir gün Rıdvan’ın abisi, Mahmut Efendi’yi kendi ağırlamak
istemiş. Efendi onu kırmadı. Ancak, Efendi’nin geleceğini düşünen
Rıdvan’ın hanımı, Efendi gelecek diye bütün hazırlıklarını yapmış fakat
Mahmut Efendi gelmeyince “ne kabahat ettik” diye çok üzülmüş. Rıdvan
Efendi kürsüde vaaz ederken Rıdvan’ı görünce yanına gelmesini işaret
etti. Kulağına “git hanımına söyle üzülmesin, yemekler ziyan olmayacak”
dedi.
GERİYE |