|
Önemli olan sünnete uygun yaşamak
İsmailağa cemaatinin dikkat çekmesinin en önemli nedeni cemaat
mensuplarının farklı giyim kuşamları. Sünnet ibadetler konusunda
gösterilen hassasiyet dış görünüşe de yansıyor

İSMAİLAĞA CEMAATİ - KAMİL ŞENOCAK
Nakşi geleneğini sürdüren Mahmud Ustaosmanoğlu Hocaefendi, bu geleneğin
özündeki "Kur'an-ı Kerim ve Sünnet'e tabi olmak" şeklinde açıklanan
istikamet anlayışına sıkı sıkıya bağlı. Sünnet ibadetler konusunda
gösterilen hassasiyet, Hz.Peygamber'in sürekli kullandığı giyim kuşam
tarzına riayeti de beraberinde getiriyor. Bir talebesinin Hocaefendi'den
naklettiği şu ifadeler O'nun istikamet anlayışının sahip olduğu
çerçeveyi gözler önüne seriyor: "Bu Mahmud, Rabbimin izni ile ömründe
Kur'an'dan başka bir şeyle uğraşmamıştır."; "Hz. Peygamber'in aralıklar
vererek dahi olsa tekrarladığı ikindi namazının sünneti terk edileceğine
Mahmud ölsün daha iyidir." Cemaat mensupları farklı giyim kuşamlarını
severek ve isteyerek tercih ederken, blucinli ya da saçları açık birinin
camiye, vaazlara, derslere gelmesine karışılmıyor. Mahmud Hocaefendi,
ilmin ibadet için öğrenilmesine ve mutlaka ilim adamlarının ihlas sahibi
olmaları gerektiğine de vurgu yapıyor. Talebeleri birçok dersten sonra
hocalarının; "Arkadaşlar! Bugünkü derslerimiz ibadet hayatımızda nasıl
bir etki yapacaktır?" şeklinde ikazlarına muhatap olduklarını anlatıyor.
Öğrencilerinin namaz kılarken sarık takması, namazın şartlarından olan
vücut hatlarının belli olmaması mecburiyetinin yerine getirilmesi için
titiz davranmaları ve bu nedenle geniş elbiseler giymeleri, sakal
bırakmaları da "ilim-amel-ihlas" vurgusu bağlamında değerlendiriliyor.
SÜNNETİN İHYASINA ÇALIŞTILAR
Nakşibendi büyüklerinin en çok önemsedikleri nokta sünnetlere özen
gösterilmesi. Nakşi büyüklerin hemen hemen hepsi, gerek Peygamber
Efendimiz'in hiç terketmediği, gerekse de ara sıra yerine getirip, bazen
de yapmadığı sünnetlerin hiç bir çeşidinin terkine rıza
göstermemeleriyle biliniyor. Tarihin çeşitli dönemlerinde karşılaşılan
zor durumlarda dahi, sünnetin ihyası adına fedakar duruşlar
sergilemeleri bu hassasiyetlerine dair ipuçları veriyor. Örneğin,
İslam'ı çağrıştıran giyim tarzının yasaklandığı dönemlerde Ali Haydar
Efendi'nin önemli bir sünnet olarak kabul edilen sarığı başından
indirmediği Mahmud Ustaosmanoğlu Hocaefendi'ye de bu yönde telkin ve
ikazlarda bulunduğu kaydediliyor. Mahmud Hocaefendi, bir defasında
üstadının yanına sarıksız girince şu ifadelere muhatap olduğunu
anlatıyor: "Oğlum Mahmud! Bir daha yanıma sarıksız gelirsen seni
kovarım." Hocaefendi'nin Allah Resulü'ne (S.A.V) tabi olmayı son derece
içselleştirdiğini anlatan yakınları ve talebeleri, onun üstadının bu
sert ikazını her hatırlayışında içinin sevinçle dolduğunu anlatıyor ve
yine onun dilinden şu sözleri naklediyor: "Efendi Babam'ın sözü bana
öyle tatlı gelmişti ki, onun lezzet ve tadını bugün bile hissediyorum."
CEMAATTE HİYERARŞİ YOK
Nakşibendiliğin Halidiye kolunda irşad eden lider merkezli bir yapılanma
bulunuyor. Bu liderin en saygın talebeleri ise bulundukları bölgelerde
liderleri adına irşat faaliyetlerini devam ettiriyor. Cemaatlerde olduğu
gibi hiyerarşik bir yapılanmadan uzak duran Halidi büyükler,
bağlılarının siyasi, toplumsal ve iktisadi meselelerini programlama ya
da geliştirme yerine, onlara hayatlarını İslam'a göre ayarlayabilmeleri
için nasıl bir duruş belirlemeleri gerektiğini gösteriyor. Toplumsal
hayatın kurum ve kuruluşlarını değil, o kurumların başlarındaki
insanların kalplerini önemsiyorlar. Dağınık gibi görünen bu yapılanma
aslında hiyerarşik bir yapıyla birbirine bağlı olan toplumsal gruplara
nispetle daha kalıcı etkiler bırakıyor.
Üniversite mezunu da var, ilkokul da
İlahiyatçı Mahmut Eren cemaatin, eğitim ve sosyal hayatına ilişkin şu
dile getirdi: "İsmailağa Cemaati'nin sünneti tavizsiz yaşama-yaşatma
gayreti tüm Müslümanların takdirine sebep olurken bağlılar halkası
sevenler halkasından daha küçük kalmıştır. Mahmud Hocaefendi,
yaptıklarından fazlasını değil de bilakis yapıp yaşadıklarından bir
kısmını anlattığı için zengin fakir, okumuş okumamış herkesi
etkilemiştir. Tasavvuf geleneğinde olduğu gibi gönül merkeze alındığı
için hiçbir eğitim almamış saf akıl sahipleri ile yüksek eğitimli
insanlar da cemaat içinde yer almıştır. Ancak şöhret afettir
düşüncesinden hareketle hem hocaefendi, hem de cemaat isimlerini
duyurmaktan uzak dururken, cemaat yapısı şöhret amaçlayanlara için de
cazibe merkezi olmamıştır. Kendisi ile barışık olmayanın çevresi ile
barışık olmayacağı inancıyla öncelikle cemaat nefislerinin kötülükleri
ile uğraşıp kendi ayıbını görmeye, diğer insanların ise iyiliklerini
görüp onları üstün bilmeye teşvik edilmiştir.
'ŞUCU, BUCU' DEMEK YASAK
İlahiyatçı Eren, cemaatte farklı cemaatlerden bahsederken "şucu, bucu"
denilmesinin kesinlikle yasaklandığını da kaydetti. Eren şöyle dedi
"Cemaat mensupları Allah'a yakın olma gayreti ve düşüncesiyle zorunlu
olmayan her türlü meşguliyetten uzak duruyor. Bununla beraber dünyadaki
gelişmeleri yakından takip ederek sorunlara karşı duyarlılıklarını da
ihmal etmiyorlar. Makam ve mevki talebinin hakikat talebine mani olması
sebebiyle siyasetle uğraşmak yerine memleketi idare edenlere dua ederek
onlar için "doğruluk ve salah" temenni ettiklerini belirtiyorlar.
Cemaatin dış görünüşüne yansıyan, cübbe, sarık, bol pantolon gibi
giysiler, topluma karşı zıtlaşma ya da belirgin olma amacıyla değil,
Peygamber Efendimiz'e tabi olmanın dış görünüşe yansıtılması şeklinde
kabul ediliyor."
Derslerde ne işleniyor?
Mahmud Hocaefendi'nin eğitim faaliyetlerinin önemli bir ayağı ise
tasavvuf hizmetleri. Onun sufi eğitimin nihai noktasında Bahauddin
Nakşibend'in şu ifadesinde kendisini bulan kişiliği görmek mümkün
"Tasavvuf surette insanlarla, hakikatte ise Allah Teala ile beraber
olmaktır." Sufilikte derslerin içeriği Hadis-i Şeriflerden ve Nakşi
büyüklerine ait farklı kompozisyonlardan oluşuyor. Bu derslerde
Peygamber Efendimiz'in gün içerisinde farklı zamanlarda söylediği
duaların tekrar edilmesi ve bu duaların sünnetle bütünleşmesi
hedefleniyor. Allah'ü Teala'ya yaklaşmanın mutlaka sünnetleri hakkıyla
yerine getirerek olması gerektiğine vurgu yapan Mahmud Hocaefendi, bu
konuyu şu örnekle vurguluyor: "Birisi dağ başında yüz yıl ibadet etse
fakat ibadet şekilleri sünnete uygun olmasa birisi de öğle vaktinde
Rasulullah uyudu diye uzanıp uyusa yapsa, ikincisi ilkinden daha fazla
ecir alır."
'Sarığı, inatlaşmak için sarmıyoruz'
Mahmud Ustaosmanoğlu, sarıkla ilgili olarak Sohbetler kitabında şunları
söylüyor: "Sarık sarmamızı inatlaşmak olarak anlayanlar var. Ali İmran
Suresi'nde Bedir Muharebesi'nde yardıma gelen meleklerin sarıklı olduğu
bildiriliyor. Eğer bu örf olsaydı melekler sarık takarlar mıydı?
Resulullah (SAV) namazda, seferde hep sarıklıydı. Miğferinin üzerinde
bile sarık vardı. Ben sarık sarıyorsam kimsenin inadına sarmıyorum ki.
Allah'ımın emri, Efendimiz'in sünneti olduğu için sarıyorum. Biz
inatlaşmaya değil, husumetleri ortadan kaldırmaya, bilmeyenler için dua
etmeye memuruz."
Saraç: İsmailağa, Ali Haydar Efendi'nin kerametidir
İsmet Efendi Tekkesi'nin değerli miraslarından Emin Saraç Hocaefendi de
mazi ile günümüz arasında koridor vazifesi gören alimlerden biri. Bugüne
kadar yüzlerce öğrenci yetiştiren Emin Saraç Hocaefendi, Mahmud
Ustaosmanoğlu'nun üstadı Ali Haydar Efendi'nin insanları sürekli olarak
ilme teşvik ettiğini, yaşadığı devrin ilim adamlarının kendisine çok
hürmet gösterdiğini anlattı. Emin Saraç Hocaefendi, "O ilme teşvik
ederdi, onun devamı olan İsmail Ağa Cemaati'nin de ilme yapıştıklarını,
ibadetlerine ehemmiyetli bir şekilde ısrarla devam ettiklerini, tasavvuf
geleneğini devam ettirdiklerini görüyoruz. Bu onun için hem en büyük
eserdir, hem de en büyük keramettir. Asıl olan insanları irşad edip hak
yolda bir istikamet vermektir. Bu, Allah'ın ona olan ikramıdır. Yani
Allah'ın ikramı olaraktan onun sözleri havada kalmamıştır. Öyle olmasa
ne o zaman ne de şimdi İsmailağa civarında bu kadar cemaat göremezdik."
diye konuştu. Mahmud Hocaefendi'nin hizmete devam ettiğini belirten Emin
Saraç Hocaefendi, "Hele şu camilerin mihrabına imam yetiştirme
konusundaki hizmetleri çok takdire şayan bir manzara arz ediyor.
Kadınların tesettürüne ve Peygamber Efendimiz'in sünnetine uyma
konusundaki dikkatleri, memleketimiz için manevi bir destek" dedi.
Günümüzde bazı cami görevlilerinin bir kaç farklı kitaptan birkaç
kelimeyi alıp, camii kürsüsünde söylemeyi marifet sandığını ifade eden
Emin Saraç Hocaefendi, "Eğer hocaların elleri kitap tutup da camilerde
ders okuturlarsa milletimizin ilmi ve manevi seviyesi o zaman yükselir."
diye konuştu.
19.09.2006
GERİYE |