|
İsmailağa'yı anlamak için tasavvuf
bilinmeli
İsmailağa Camii cemaatindeki sevgi birlikteliğini doğru anlayabilmek
için tasavvufun inceliklerinin de bilinmesi gerekiyor. Cemaat, yıllardır
güzel ahlakı ve iyiliği tavsiye eden hocaefendilerine karşı büyük sevgi
besliyor
İSMAİLAĞA CEMAATİ - KAMİL ŞENOCAK
İsmailağa Cemaati, kendilerine özgü yaşam biçimleri, İslam'ı yaşama
konusundaki gösterdikleri titizlik nedeniyle zaman zaman gündemin ilk
sırasına oturdu. İstanbul'un orta yerinde, devam eden cemaat hayatı,
herkese açık tutulmasına rağmen, adeta devletin bile giremediği bir
getto gibi tanıtıldı. Çevresinde oluşan sevgi halkasıyla dikkatleri
çeken Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi ise merkezine konulmaya
çalışıldığı tartışmalara, cemaatine yönelik kışkırtıcı tutumlara karşı
sufi tavrını hep muhafaza etti. Binlerce seveni olmasına rağmen hiçbir
zaman kimseye karşı kin ve nefret tohumu ekilmesine izin vermedi... Bu
yazı dizisi, işte bu sufi tavrın arka planına ışık tutuyor. İsmailağa
Cemaati'nin bağlı olduğu Halidiye kolunu dünü, bugünü ve toplumdaki
yansımaları ile incelerken, Mahmut Usta- osmanoğlu'nun hayatına,
tasavvuf anlayışına, eğitime yaptığı hizmetlere, kamuoyundaki yerine
mercek tutuyor.
T asavvuf, bugün insanları Allah Teala'ya yaklaştıran, ruhu İslâmi
değerlerle donatan bir yol olarak tanımlanıyor. Tarikatlar ise bu yolda
tarihi süreç içerisinde oluşan irfan ocakları olarak karşımıza çıkıyor.
Tarikat, insanları İslam'la tanıştırmasının yanında, İslam'a göre nasıl
yaşanılabileceğinin de yolunu gösteriyor. Osmanlı Devleti'nin güçlü bir
toplum yapısına sahip oluşu doğrudan tarikatların varlığıyla
ilişkilendirilirken yaklaşık 250 yıldır Anadolu ve çevresinde etkin olan
ve Nakşibendiyye-Halidiyye kolu ise ümmet anlayışı ile özellikle
Osmanlı'nın dağılma sürecine girdiği dönemde millet-devlet
dayanışmasının çimentosu olarak vazife görmüş olmasıyla dikkat çekiyor.
Halidiyye kolu, kurucusu Ziyauddin Halid bin Hüseyin El-Bağdadi'nin
(1779-1827) çabalarıyla tekke ve medrese arasındaki ayrılığı kaldırması
nedeniyle "ilmiye sınıfının tarikatı" sıfatı da alıyor. Abdullah Mekki
vasıtasıyla Bağdadi'ye dayanan, günümüzde İsmailağa'daki İsmet Efendi
Tekkesi ise Halidiliğin kolları içerisinde geleneksel yapıyı koruması
nedeniyle ön plana çıkıyor.
NAKŞİBENDİLİK, OSMANLI VE ANADOLU'NUN RENGİ
İsmailağa'ya gelmeden önce Nakşibendilik ve Halidiyye'nin doğuşuna
bakmak gerekiyor. 14. asır ortalarında Buharalı Muhammed Bahauddin
Nakşibend tarafından kurulan ve öğrencileri tarafından yayılan
Nakşibendilik Tarikatı, özellikle İmam-ı Rabbani'nin etkisiyle önce
Batı'ya doğru uzanan geniş bir coğrafyada etkili oldu. Nakşibendiliğin
Osmanlı topraklarında yayılması ise Halid el-Bağdadi kanalıyla oldu.
Halid el-Bağdadi ümmet bilincini aşıladığı yüzlerce halife ve müritleri
ile Osmanlı topraklarında emperyalizme karşı hilafetin müdafaasını
yaptı. Bağdadi'nin talebeleri kurdukları medreselerde ümmet bilincini
aşılarken, özellikle ehl-i sünnet itikadının temel kitaplarını okuttu.
Yaşadığı dönemdeki alimlerden büyük saygı gören Bağdadi'nin müritleri
arasında İbn Abidin, Ruhu'l-Meani isimli tefsirin sahibi Mahmud el-Alusi,
II. Mahmud'un Şeyhulislamı Mekkizade Mustafa Asım Efendi gibi devrin
önemli alimleri de yer aldı. El-Bağdadi Nakşibendilik içerisinde İmam-ı
Rabbani'den sonra en etkin olan ikinci adam oldu. Halidiyye kolunu
temsil eden mürşitlerin ulema sınıfından gelmesi ise tarikatın İstanbul
ulemasınca kabul görmesini sağlarken Nakşibendilik ilim ve devlet a
damları nezdinde ciddi bir saygınlığa ulaştı.
Şeyh Şamil de Nakşibendiydi
Nakşibendilik, El Bağdadi'nin yaşadığı Süleymaniye, Bağdat, Şam
bölgelerinin yanı sıra Kuzey Kafkasya'da da önemli derecede etkili oldu.
Bağdadi'nin önde gelen halifelerinden İsmail Şirvani'nin devamındaki
Şeyh Şamil'le Kuzey Kafkasya'daki en etkin tarikat haline geldi.
Halidiye kolu, Bağdadi'nin Mekke'ye gönderdiği halifelerinden Abdullah
Mekki (Erzincani) vasıtasıyla İslam coğrafyasının ücra köşelerine kadar
ulaştı. Onun müritleri arasında Türkler, Kırım ve Kazan Tatarları'nın
yanı sıra Güneydoğu Asyalı Müslümanlar da vardı. Mekki'nin Anadolu'daki
başlıca halifeleri ise "Terzi Baba" olarak bilinen Muhammed Vehbi
Efendi, Mustafa Hüdavendi ve Yanyalı Mustafa İsmet Efendi'ydi. Halidi
şeyhler Anadolu'da İslâmi değerlerin korunması noktasında hizmet
verirken özellikle İstanbul, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde
İslâmi ilimlerin tedrisatı Halidi Şeyhler eliyle yürü- tüldü. Halidi
Tekkeleri'nde İslâmi ilimleri okuyan birçok kişi Cumhuriyet dönemi dini
hayatında müftü, vaiz ve imam olarak vazife aldı.
Patrikhane'ye komşu İsmet Efendi Tekkesi
Halidiyye'nin İstanbul ve Anadolu'da etkin olmasında Abdullah Mekki'nin
yanında 20 yıl kalan Yanyalı Mustafa İsmet Efendi'nin rolü büyük oldu.
İsmet Efendi, Mekki'den icazet aldıktan sonra Edirne'de irşat vazifesi
ile görevlendirildi. Abdulmecid Han'ın saygınlığını kazanan İsmet
Efendi, belli bir süre sonra İstanbul'a davet edildi. 1853 yılında
Fatih-Çarşamba'da, İstanbul'daki en eski Halidi tekkesini inşa etti.
Daha sonra İsmet Efendi Tekkesi adıyla anılan tekke, kısa zamanda büyük
saygınlık kazandı. Abdulmecid Han, ve II. Abdulhamid Han belli
aralıklarla İsmet Efendiyi ziyaret ederdi. İstanbul'un en gözde irfan
merkezleri arasında yer alan tekke, İsmet Efendi'den sonra sırasıyla
Halil Nurullah, Ali Rıza Bezzaz ve Ahıskalı Ali Haydar Efendi ile irşat
faaliyetlerine devam etti. Halil Nurullah Efendi, irşat hizmetlerini
bizzat Tekke'de yürütürken, Ali Rıza Bezzaz Efendi ikamet ettiği şehir
Bandırma'da kalmayı tercih etti.
MİLLET İRADESİNİ TEMSİL EDİYOR
Halidi Şeyhler, ülke müdafaası adına önemli hizmetler yaptı. Batılı
devletlerin siyasi dayatmalarının had safhada olduğu ve azınlıkların
kabul edilemez taleplerde bulunduğu bir sırada Sultan Abdulmecid'in
davetiyle İstanbul'a gelen İsmet Efendi'nin, tekkesini Fener-Rum
Patrikhanesi'nin üst kısmında yer alan Çarşamba semtinde inşa etmesi bu
sadakatin bir göstergesidir. Osmanlı Devleti üzerinde nüfuzunu
artırmanın gayreti içerisinde olan kiliseye, tekkesini Çarşamba'da inşa
eden bu Halidi Şeyhin verdiği mesaj açıktır: "Batılı devletleri arkanıza
alarak yürüttüğünüz faaliyetlere siyaseten zayıflayan devletimiz engel
olamasa da millet iradesi size geçit vermeyecektir."
Ali Haydar Efendi Tekkeyi işgalden kurtardı!
İsmet Efendi'den sonra tekkede en etkin olan isim ise Mahmud
Ustaosmanoğlu Hocaefendi'nin hocası Ahıskalı Ali Haydar Efendi oldu.
Alim ve sufi kimlikleriyle öne çıkan Ali Haydar Efendi, hem Osmanlı
Devleti hem de Cumhuriyet döneminde İsmet Efendi Tekkesi'nin şeyhlik
makamında bulundu. Fatih Dersiamlarından olan Ali Haydar Efendi Osmanlı
Devleti'nde, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu
başkanlığı görevine muadil bir vazife olan "Te'lif-i Mesail Heyeti"
reisliği de yaptı. Yüksek derecede bir ilme sahip olan Ali Haydar
Efendi'nin diğer Halidi şeyhler gibi Sultan II. Abdulhamid'den yana
tavır alması ve İttihatçıların Şeyhulislamlık teklifini geri çevirmesi 5
yıl süre ile tekkesinin işgal edilmesine yol açtı Ali Haydar Efendi'nin
müritlerinden Hafız Halil Sami Efendi'nin tekkenin hikayesini yazdığı
bir mektup üzerine Padişah'ın devreye girmesiyle 13 Kasım 1919 tarihinde
yayınlanan tezkere ile tekke Ali Haydar Efendi'ye iade edildi. Ali
Haydar Efendi de tekke ve zaviyeler kapatılıncaya kadar İsmet Efendi
Tekkesi'nde irşat faaliyetlerine devam etti. Söz konusu kapatma kanunu
çıkınca da tekkeye bir minare ekleyerek hizmetlerini camide devam
ettirdi.
Nakşibendilik, siyasette ve sanatta etkin oldu
Halidiye kolu, Türk siyasi hayatında da etkin oldu. Bir çok siyasi
parti, Halidiyeyi temsil eden isimlerin çocuk ya da torunlarını TBMM'ye
taşıdı. Şeyh Salahaddin'in oğulları Kamran İnan, Abidin İnan, Şeyh Ali
es-Sebti'in torunu Ali Rıza Septioğlu gibi isimler çeşitli dönemlerde
TBMM'de görev yaptı. Halidiyenin fikir ve sanat hayatında da etkisi
vardı. Hareket Dergisi ve ekolünün kurucusu Nureddin Topçu, Gümüşhanevi
Tekkesi şeyhlerinden Abdulaziz Bekkine'nin Necip Fazıl Kısakürek de
silsilesi Halid el-Bağdadi'ye ulaşan Abdulhakim Arvasi'nin
müritlerindendi.
GERİYE |