Ayrılığı seçtin mi
her şeyi götüreceksin yanında...
Geriye hiç bir şey kalmayacak...
Söylenmemiş sözler kalmamalı bıraktığın yerdeki ben en çok onları
duydum-...
Gittin mi adamakıllı gideceksin !!!
Hiç bir özlem kalmamalı dönüşleri emziren...
Demem o ki... Böyle gidilmez!!!
Büyük olmalı ayrılık !!!
Uçsuz bucaksız, dursuz duraksız olmalı...
Telefonun numaraları sesime düşmemeli,yolların yoluma değmemeli...
Hiç bir anıya, hiç bir dizeye, hiç bir şarkıya yenilmemeli ayrılık...
Şiirler okununca unutulmalı, hasret dokununca uyutulmalı...
Rakının, şarabın diktasında titrerken yürek,
gözyaşlarının debisi arttığında,
gece inmişken ayak parmaklarına kadar,
yahut gün doğarken, yatağının diğer yastığındaki boşluk tecavüz ederken
gözlerine,
ne bileyim tek başına yiyeceğin sofrana iki kişilik servis açtığında
susacaksın,
duracaksın...
Gitmenin hakkını vereceksin !!!
Ayrılık gurur duymalı seninle...
Gidersen,sözün ayaklarına geçiyorsa, ayakların yakınımdan geçmeyecek...
Ayrılığı seçtin mi büyük olacak ayrılık...
Ayrılığı seçtin mi?
Bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların !!!
Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti...
İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz şey
Unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği...
Kaybetti kumarda gözlerim !!!
Kaybetti kumarda gözleri !!!
Bir koru rüzgârlandı göğüs boşluğumuzda sanki
Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden...
Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine...
Yani her soluk alıp verişimizde bizim
Bir mekik gibi kalbin...
Bir mekik gibi kalbim...
İşleyip durdu bu yitikliği yeniden...
Ne kaldı
Farkında mısın bilmem
Gündüzler...
Gündüzler biraz azaldı !!!
EDİP CANSEVER
Her şeyi sana yazdım...
Seni de her şeye...
Kalemler tükettim, tükenmeyen hasretle...
ucundan dökülen aşkla...
umutla...
çığlıkla...
Belki de nefretle...
Her umuda avuc açtım...
Sen dilendim...
Aşktan harap bir dilenci şimdi yüreğim...
Her şeyi sana yazdım...
Seni de her şeye...
Hayallerimin paragraf başlarına...
umutlarımın parantez içlerine...
Kalemler tükettim tükenmeyen hasretle...
Her şeyi sana yazdım,seni de herşeye...
Binlerce kez okudum her gün
bir ilkokul defterinden...
Binlerce kez okudum
seçebilmek için seni
soru işaretlerinden...
Seni ezberledim hergün
karmakarış yazılar içinden...
Sana da kendimi yazdım...
Bana ait harflerle...
Farklı alfabelerle...
Herşeyi sana yazdım...
Herşeye seni yazdım...
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban
bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir
perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler,
beklentiler, randevular, taksitler,iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın
kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere,
derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle
buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın,
hem de ortasında. Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul
adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir
sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her
şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık
içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza
karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere
daha yakınızdır, inan... Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil,
yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık
olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece
şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından
uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin
sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer.
Sevdiğimiz insanların çocuklukları da.... Oradan üvey anneler, eksik
babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da
eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya... İnsan bazen nedensiz
yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini
anlatamaz, evlere kapanır... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan
bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup
vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle
yıllarla devredilir başka insanlara...
Bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... İşte şimdi
biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde
alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının
korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak,
yenilgimizi,umutsuzluğumuzu... Birazdan sabah olacak... Para, tarifeler,
beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak...
Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır
sevgili. Birbirimizi kandırmayalım... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı
unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini,
bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken
içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek... HADİ OYALANMA... BİRAZDAN
YARIN OLACAK... AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ !!!
CEZMİ ERSÖZ
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer...
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer...
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer...
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer...
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer...
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer...
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer...
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer...
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer...
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer...
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer...
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer...
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer...
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer...
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer...
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer...
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer...
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer...
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer...
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer...
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer...
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki
de, kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi
eğer...
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer...
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış
olsaydın eğer...
SEN GİTTİKTEN SONRA YALNIZ KALACAĞIM !!!
YALNIZ KALMAKTAN KORKMUYORUM DA...
YA CANIM ELLERİNİ TUTMAK İSTERSE !!!
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer !!!
CAN YÜCEL
Herkesin biraz faili olduğu meçhul bir cinayetti
yüreğim...
Olay yeri incelemesi için gelen dedektifler,
parmak izlerinin kime ait olduğunu anlayamamıştı...
O kadar çoktu ki cinayetimin failleri...
O kadar çoktu ki üzerime yağan kurşunlar...
O kadar kan akmıştı ki canımdan…
O kadar çoktu ki canımdan can alanlar !!!
Üstlenen olmamıştı cinayetimi...
Sahip çıkan da…
Hiçbir masal kahramanı o yüreğe sahip değildi…
Cesedimi teşhis etmek için morga çağırılanlar,
tanımadıklarını söylediler o soğuk yüzlü kadın cesedini…
Timsah gözyaşları bile dökemeden ardımdan, arkalarını dönüp gitmişlerdi
koşarak…
Yüzleşmeye cesaretleri var mıydı ki… Ne benimle, ne de kendileriyle…
Muhasebe yapacak vicdanları da yoktu onların…
Kendilerince, verilecek hesapları da…
Ben ise…
Gözleri açık soğuk cesedimle ve buz kesmiş yüreğimle manşetlerdeydim
artık...
HERKESİN BİRAZ FAİLİ OLDUĞU MEÇHUL BİR CİNAYET OLARAK !!!
|