|
AĞAÇ DİYOR Kİ Ben küçücük bir ağacım Yurdumun bir bahçesinde, Topraklar tüterken görün, Dallarım çiçeklesin de. Her şeyimle yararlıyım, İnsanoğluna dünyada, Çiçeğim, yaprağım, gölgem İri dallı zerdalimle. Kuşlar mutlu şarkısını Hep dalımda söylerler, Şen arılar vızır vızır, Kokuma koşup gelirler. Sakın, sakın dalımızı; Çocuklar çekip kırmayın. Çakınızla gövdemizde Derin yaralar açmayın. Halim YAĞCIOĞLU ANA ÖĞÜDÜ Çiçekleri ezme yavrum Çiçekler bir yüreğe benzer Çiçek ezen, insan ezer. Sakın sen kuş vurma yavrum En engin bir kardeşlikte Uçar kuşlar gökyüzünde. Tüfekle oynama yavrum Şakacığı bile çirkin Bir canlıyı öldürmenin. Gel bir çiçek ol sen yavrum Kendi ülkenin renginde Şu yeryüzü demetinde. Tahsin SARAÇ ANNEM Küçükken başucumda Bana ninni söylerdin Sabahları uyanınca, Beni okşar severdin. Benim annem, güzel annem Beni al dizlerine... Kucağında okşa beni, Ninniler söyle yine... Bugün hâlâ kulağımda Çınlıyor tatlı sesin. Güzel annem, kalbimin sen, En büyük neşesisin... Coşkun ERTEPINAR ÇOCUK KUŞ Bir kuştu, Allı allı bir kuş. Her tüyüne bir çiçek bağladılar Uçmadı o. Bir kuştu, Mavili mavili bir kuş. Her tüyüne bir boncuk bağladılar Uçmadı o. Bir kuştu, Yeşilli yeşilli bir kuş. Her tüyüne bir çocuk kordelası bağladılar Uçtu o. Fazıl Hüsnü DAĞLARCA YENİ YETENLERE Ufaklık yavaş büyü biraz Tadını çıkar uzak olmanın Yasaktan günahtan Konuşarak anlaşamazken Birbirimizle Kaynaşıverirsin sen Koca bir gülücükle Bakıp sımsıcak Öcülerle bile Konuşmaz olduk düşünce Dizlerimizi kanatan taşlarla Çoktan selamı sabahı kestik Can verdiğimiz oyuncaklarla Farklı değil bakınca şimdi sen Çiçek çiçekten böcek böcekten Biz güzellikleri göremez olduk Yarattığımız kötülerin gölgesinden Kimseler nazımızı çekmez oldu Bilesin Hepsini hatırlayamamak inan çok acı Nasıldı acaba sen yaştaki biz Sen bilebilirsin daha neler var Büyümek adına kaybettiğimiz H.Tuğrul ATASOY SERÇE KUŞU Bu sabah bahçede karşıma Küçük bir serçe kuşu geldi; Havuzun taşına kondu, Bir içti, bir doğruldu, Nasıl da korkuyordu. Sen hiç korkma serçe kuşu, Suyunu rahat rahat iç, Sıhhat afiyetle uç, İnsanoğlu çeşit çeşit Beş parmağın beşi bir mi? Necati CUMALI UYKU Bana çiçek gönderme Bir kuş ağacı gönder Dallarında gezinsin Kül rengi güvercinler Konsunlar yastığıma Uyutmak için beni Sırtlarında kuş tüyü Gagalarında ninni Kaldırıp yatağımı Uçursunlar göklere Kendimi yıldızlarda Bulayım birdenbire Bana çiçek gönderme Bir kuş ağacı gönder Alnıma dokunanlar İyileşmiş desinler Ülkü TAMER ANAMI DÜŞÜNÜYORUM Senden ayrı senden uzak Yersiz göksüz gibiyim Hem analı hem babalı Hem öksüz gibiyim Uzanmış aramıza Uçsuz bucaksız gurbet Bir ucunda sıla var Öbür ucunda ekmek Bütün analar ağıt şimdi Bütün ağıtlar ana Ya beni de al gurbet Ya anamı ver bana Hem kova hem kuyuyum Yorgun bir halk suyuyum Sen bana nenni söyle Ben dizinde uyuyum Ali YÜCE ÇOCUKLARIMIZ İÇİN Savaş sonrası sayımlarda Şu kadar ölü, şu kadar yaralı Kadın, erkek sayısız kayıp... Elden ayaktan düşmüş Geride bir o kadar da sakat, O kara günleri anımsayalım diye... Zorunuz ne, insan kardeşlerim, Amacınız kökümüzü kurutmaksa, Yetmiyor mu tayfunlar, taşkınlar, Bunca aç, bunca sayrı, kırım, kıyım, Sayısız işkence kurbanları... En kötüsü, Gün günden başımıza inen bu gökyüzü! Bu toplanıp dağılmalar ne oluyor Yüksek düzeylerde? Sözünüz mü geçmiyor birbirinize, Hangi dilden konuşuyorsunuz? Barışsa eğer istediğiniz Uçaklardan başlayın işe Önce çirkinleşen savaş uçaklarından... Ya insanları bir yana bırakıp Sivrisineklerin kökünü kurutun Ya da bataklıkları! Sonra geçin kara sineklere! Ne kadar da çoğaldılar son sıcaklarda Yer gök tüm kara sinek, Yaşamımızı karartmak için. Bir güç denemesi yapsanız da, Yoksa siz de mi barıştan yanasınız, Onların özgürlüğünden yana? Kolay değil, barıştan yana olmak Özveri gerek yüksek düzeylerde. Gene de bir nedeni olmalı, diyorum. Bu toplanıp, toplanıp dağılmaların. Phantom’ların pazarlanması değilse Denizaltıların sığınmasıdır Dost limanlara. Ya sağcı ve solcu gerillaların barındırılması... Ah uzak görüşlü yetkililer, Bıraksanız da büyük sorunları bir yana, Biraz da ulusunuz için... Halkınız için konuşsanız Çocuklarınız için... Kökleri kuruyup gitmeden! Rıfat ILGAZ TOPRAĞA DÜŞEN Ona "Haydi Savaşa dediler Başkaca birşey Söylemediler Aldılar köyünden Davulla zurnayla Geride üç çocuk Bir eş ve bir ana Eline bir silah Tutuşturdular Ve karşılaştı Düşman ordular Vurulup düştü İlk çatışmada Göğsünde bir oyuk Üç delik alnında "Ey bu topraklar için Toprağa düşen" Bir karış toprağın Var mıydı yaşarken? Ataol BEHRAMOĞLU ÇAĞCIL SÖYLEN Akşam savaş alanına çöktüğünde Düşmanlar yenilmişti Telgraf tellerinin tınıları Haberi uzaklara taşıdı Dünyanın bir ucunda için için yandı Bir haykırış, gökkubbede parçalanarak Bir çığlık, çılgın ağızlardan taşan Ve esrik göğü aşan. Bin dudak ilençle soldu Bin yumruk, vahşi bir öfkeyle sıkıldı. Dünyanın bir başka ucunda Bir sevinç, gökkubbede parçalanarak Büyük bir sevinç, bir eğlence, bir çılgınlık Rahat bir soluklanma, gerinme Bin dudak eski bir duayı söyledi Bin el inançla birleşti. Gecenin geç saatlerinde Sayıyordu telgraf telleri Savaş alanında kalan ölüleri- O zaman dost ve düşman sessizleşti. Yalnız analar ağladı Her iki yanda. BİR ALMAN ANASININ AĞITI Bu çizmeleri bendim sana giy diyen, oğlum, bu haki gömleği bendim sana giy diyen. Nerden bilecektim bu kara günleri göreceğimi, bilseydim, giydirmem, derdim, giydirmem, asın beni, derdim, daha iyi. Elini görürdüm hani ben senin, oğlum, "Hayl Hitler!" diyerek kaldırdığın elini, Hitler' i selamladın diye, nerden bilecektim, kuruyacağını bir gün elinin. Duyardım, oğlum, söz ettiğini senin üstün bir ırktan. Nasıl varacaktım farkına, nerden bilecektim, nerden celladıymışsın meğer sen kendinin. Gittiğini görürdüm senin, oğlum, uygun adımla Hitler' in ardından. Nerden bilecektim, onu izleyenin artık bir daha geri dönmeyeceğini. Bana derdin ki, oğlum, derdin ki:Almanya gelecek bir gün atnınmaz hale. Nerden bilecektim, oğlum, bu yerin nerden bilecektim, küller ve kanlı taşlar arasında kalacağını böyle. Haki gömlek vardı her zaman sırtında senin. Giyme şu gömleği demedim sana, demedim, oğlum. Bu günleri göreceğimi bilmiyordum, ne yapayım, sana o gömleğin kefen olacağını bilmiyordum. Çeviren : A.Kadir ALMANCA YAKARIŞ Ulu önderlerimiz mutlu bir gün buyurdular bize: -Dazig ile Varşova' yı alacağız! Uçaklarımız ve tanklarımızla saldırdık Polonya' ya, yirmi günde ulaştık hedefimize: Tanrı korusun bizi! Ulu önderlerimiz mutlu bir gün buyurdular bize: Alacağız Oslo ile Paris' i! Norveç'i, Paris'i işgal ettik, ulaştık altı hafta geçmeden hedefimize. Tanrı korusun bizi! Ulu önderlerimiz mutlu bir gün buyurdular bize: -Sırbistan' ı, Yunanistan' ı, Rusya' yı alacağız! İşgal ettik Sırbıstan'ı, Yunanistan'ı, Rusya'yı, Ve... İki yıl var kurtarmaya çalışırız kıçımızı. Tanrı korusun bizi! Bir gün gelecek ulu önderlerimiz buyuracaklar bize: -Ayı da alacağız, Okyonusu' u da! İyi ama, çok zor şu Rusya' da dayanmak, karşı durmak düşmana, kara, kışa, ne zaman döneceğini bilmeden. Tanrı korusun bizi, döndürsün evimize! Bertolt BRECHT Çeviren : A.Kadir / Asım Bezirci |
AYDEDE-AYNENE Aydedenin paltosunu Kim giydirir anne Gözlüğünü bastonunu Kim bulup verir eline Yıldızlar mı verir Yıldızlar Aydedenin Torunları mı anne Aydedenin yemeğini Kim pişirir anne Kim yıkar çamaşırlarını Aynene mi yıkar Bulutlar su mu döker anne Aynenenin evi nerde Gökte mi oturur yerde mi Niye görünmez bize Aynene öldü mü yoksa Göğe mi gömdüler onu Yere mi anne Ali YÜCE BİN BAŞLI BOĞA MAĞARADAN ÇIKTI GAMBA İlkeldi yerler gökler Canlı cansız dağ taş Uçan kuş uçmayan kuş Hava su bitki toprak İlkeldi aylar yıllar Sevmek ölmek yaşamak İlkeldi göz yaşları İlkeldi gülmek ağlamak Milattan baruttan önce Biledi baltasını Gamba Sürterek ön dişlerini Çıktı mağradan dışarı Baltasının ağzı yalap yalap Daldı Silpius ormanına Keserek ışığı gölgeyi Korkuyu korkutarak BİR BOĞAYA RASTLADI Önde korku arkada Gamba Tırmandılar Silpius dağına Yüzü sararmıştı korkunun Tutulmuştu dizleri Önce büzüldü küçüldü korkucuk Sonra silkini verdi birden Bir boğa oldu kocaman Bir boğa ki bin başlı Gözleri çıngıl çakmak Soluğu göğü yakıyordu Puf dedi korku-boğa Ağzından fışkırdı öfkesi Çıktı göğe indi yere Dağları ufalttı gölgesi Çoğaldı boynuzları bin bin Gitti öte öte korku-boğa Geldi beri beri bin bin Bin bin yürüdü ayakları Gözleri baktı bin bin Soluğu ölüm kokuyordu PİŞİRİP YEDİ BOĞAYI Uuu dedi uludu Gamba Irgalandı Silpius dağı Çoğaldı elleri ayakları Yüreği çoğaldı bin bin Çıktı göğe indi yere Savrudu baltasını bin bin Bin başlı boğa üzerine Devrildi yere boğacık Ormanı sularken kanı Ağlıyordu gözleri bin bin Sürterek odunu oduna Yaktı ilk ateşi Gamba Pişirip yedi korku-boğayı Yalap yalap dilleri Gözleri çıngıl çakmak Yaladı ellerinin kanını Sildi kıllı gövdesine Sonra mağarasına girdi Gömüldü karanlığın içine Taş yastığa koydu başını Uzandı taş yatağına BOĞA DİRİLDİ DÜŞÜNDÜ Gözlerini yumar yummaz Daralmaya başladı mağara Gamba şişmeye başladı Dirildi karnında korku-boğa Oflayıp puflayarak bin bin Ateşin üstünden atlayarak Deşiniyordu Gamba'nın karnında Binlerce boynuzlarıyla Daraldıkça daraldı mağara Sıkıştıkça sıkıştı Gambacık Yamyassı oldu gövdesi İki duvar arasında Tepiniyordu karnında boğa Binlerce ayaklarıyla Çıkarak göğe inerek yere Pişirip yiyordu Gamba'yı Binlerce dişleriyle BAŞLADI YENİ BİR GÜNE Yiyip bitirince Gamba'yı Uyudu bin başlı boğa Küçülmeye başladı korku Büyümeye başladı mağara Doğdu Küncülü Boğaz'dan güneş Bitti bin yıllık gece Çıktı Gamba'nın karnından Bin başlı boğa Gitti geldiği yere Uuu dedi uyandı Gamba Fışkırttı sevincini göklere Biledi baltasını bin bin Sürterek ön dişlerine Gözleri çıngıl çakmak Baltasının ağızı yalap yalap Düştü korkunun peşine Korkarak korkutarak Başladı yeni bir güne Ali YÜCE ÇOBAN MERYEM Havalı Meryem havalı Gel hele gel hele gel Almış eline kavalı Çal hele çal hele çal Sekili oğlak sekili Ho gele ho gele ho Gözleri sürme çekili Ho gele ho gele ho Sekili atım sekili Dah gele dah gele dah Alnına akmış kakili Dah gele dah gele dah Ak kuşlar kara kuşlar Geh cücü geh cücü geh Kar altında donmuşlar Vah cücü vah cücü vah Ali YÜCE DOĞA ADINDA BİR ERMİŞ Toprak ana kız doğurmuş Adını da ağaç koymuş Yazın giydirmiş onu Kış gelince soymuş Nere gitsin nasıl etsin Şaşırıp kalmış ağaçcık Hem üşümüş hem ağlamış Her bir yerleri apaçık Doğa adında bir ermiş Ağaçları çok severmiş Kurmuş gizli tezgahını Renkler kokular eğirmiş Kumaş dokumuş ışıktan Gelinlik kıza giydirmiş Alıp götürmüş sarayına Oğlu ile evlendirmiş Ali YÜCE KİTAP ULUDUR Kitap Anamca ulu Ekmekce lokma lokma Suca yudum yudum Kenarında yitirdim dünyayı Ortasında buldum Odundum eğirdi beni İnsana çevirdi beni Geceyi onunla yıktım Kara girdim koynuna Ak çıktım Ali YÜCE KUŞATMA Ben gurbete gidiyorum Bağlayın yaramı Uzun bir türküyle Belki dönerim anacığım Belki dönmem Çok başlı dağların ardında Ayrılığa takılmış ayaklarım Ben yurdumu özlüyorum Otumu böceğimi İnsanımı özlüyorum Kendi elimle yapıyorum Birbirinden uzun günleri Güzellerle kuşatılmış Dörtbir yanım Çirkinliğimi özlüyorum Çok başlı dağların ardında Gökten altın yağdırıyorlar Kuşsütü sağıyorlar Demir ineklerden Uygarlıkla kuşatılmış Dörtbir yanım İlkelliğimi özlüyorum Gelecğimi yeşertiyor Tohumun geleceği Gözlerimle kokluyorum Cennetteki yapma gülleri Meleklerle kuşatılmış Dörtbir yanım Şeytanımı özlüyorum Biliyorum Çıktıkça küçülecek yokuş Büyüyecek güzel atım Yürüdükçe çoğalacak ayakları Çoğalacağım üstünde ben Düşmemi beklemeyin Sevgilerle kuşatılmış Dörtbir yanım Ali YÜCE PERİLİ DERE Köyün altında bir dere Cıvıl cıvıl peri Besmelesiz geçilmez ha Geçer miyiz hiç Akmaya üşenir suyu Yüzünde bir karış saman Üflemeden içilmez ha İçer miyiz hiç Bir varmış bir yokmuş Çok eski zamanlarda Bir peri kızı varmış O zamanlar bu dere Akarmış köpüre köpüre Masal bu ya Kız ırmakta yıkanırken Gamzesini düşürmüş suya Çok üzülmüş peri kızı Yalvarıp yakarmış ırmağa Ver gamzemi demiş Irmak da ırmakmış ha Almış kızın gamzesini Geri vermemiş bir daha Sen misin bunu yapan Peri kızı bu ya Her gözünden bir damla yaş Damlatıvermiş ırmağa Kuru bir dere olmuş ırmak Hiç akmamış bir daha Ali YÜCE SAKLA BENİ ANNE Sen ninni söylerken anne Ak güvercinler evimize Gelinböcekleri konuyor Saçımın tellerine Sen masal söylerken anne Mor menekşeler açıyor sesinde Yüzünden kalkan kelebekler Yavaşça konuyor kirpiklerime Sen ninni söylerken anne Başucumda mı uykum Yastığımın altında mı Söyle girsinler gözlerime Söyle şu kedilere anne Miyavlamasınlar eğri büğrü Oyuncağımı korkutmasınlar Girmesinler düşüne Yumuyor gözlerimi gizli bir el Yüzünü göremiyorum anne Sar beni sakla beni Sıcak sevgiler içine Tavan nere gitti anne Nere gitti evimizin duvarları Daya ellerini anneciğim Kediler düşmesin üstüme Ali YÜCE SERÇECİK Her gök gürlemede Cik cik cik Bir ton yağım erir Dermiş serçecik A serçecik demişler A serçecik cik Etin ne budun necik Ton kimdir sen kimcik Cik demiş serçecik Cik cik cik cik Ton toncuk ben bencik Ben tonum bana görecik Ali YÜCE TARHANA Gökte bulut ufacık Hem ufacık hem akçacık Böldüm oldu kırk parçacık Ebem tarhana sermiş göğe Tarhanamı yemeyin kuşlar Söylerim sizi ebeme Ali YÜCE VİTRİNDEKİ BEBEK O vitrindeki bebeğin Annesi yok dedin anne Acıkınca kim meme verir Kim ninni söyler ona Altını kim değiştirir Ateşi yükselince Kim kor elini alnına Sen görmedin anne Arkamdan bir bakışı var Bir iç çekişi derinden Boynunu bir büküşü var Öyle acıyorum ki ona Bir daha geçmiyorum O vitrinin önünden Ali YÜCE |