|
BU SAYFADA KENDİ
ŞİİRLERİMDEN VE BEĞENDİĞİM BAZI ŞİİRLERİ GÖREBİLİRSİNİZ
GÖREN GÖZLER
GÖRMEZSE
DUYAN KULAK DUYMAZSA
DÖNEN DİL KONUŞMAZSA
YAŞANAN ÖMÜR HAYAT DEĞİLDİR
DUYGULARIM ESİR BENSE KÖLEYİM
BU DİYARLARDA HALDEN NİCEYİM
GÖRMESEM BİLEMEZDİM DÜNYAMI BURA
BOŞ ANLAMSIZ BAKARIM SANKİ DOYA DOYA
NE ZAMAN
Güneş battığı yerden doğarsa
yağmur gökten değil yerden kaynarsa
kanlar kırmızı değil siyah akarsa
biz ancak o zaman güleceğiz sevgilim
yıldızları bir gün sayan çıkarsa
insanlar kalp olmadan da yaşarsa
gök mavi değil yeşil olursa
biz ancak o zaman mutlu olacağız sevgilim
bebekler ağlamayıp gülerek doğarsa
insanlar para olmadan da yaşarsa
kurtla kuzu dostça yaşarsa
biz ancak o zaman kavuşacağız sevgilim
Abdullah Gözaydın 1981
HÂLA
Zaman mı böyle rüzgar misali geçiyor
yoksa biz mi erken yaşlanıyoruz
Düşünsene kaç yılımızı yedi bu sevda
hala kendimizi çocuk mu sanıyoruz
Birkaç damla yaşla aşkı düne bıraktık
Belli ki o yıllar tekrar yaşanmaz artık
Biz o defteri yıllar önce kapattık
hayret yinede ta yürekten yanıyoruz
yalnız birbirimiz için yaratılmıştık güya
oysa aramıza girdi ayrılık denen riya
toz pembe gösterse de dünümüzü her rüya
sakın inanma hala aldanıyoruz
Bırak o çocukluk aşkımız mazide kalsın
Bırak zaman beklediğimiz yarınları da çalsın
Boş ver ecel gelip canımızı da alsın
Biz zaten ölmeyi ayrılıktan tanıyoruz
vural şahin
unutulan yıllar
güneşin batışını yalnız seyretmek
nasıl bir duygu veriyor bana
senden ayrı ama seni düşünerek
yaşamaya mecbur olan kalbime sor
hatırlıyor musun badem gözlüm bu gün
senden ayrılışımın yıl dönümü
takvimlere bak nisanın on dördü
unuttun mu yoksa o acı günü
bak yine hava karardı ufuklarda
yine fırtına kopacak her halde
o günkü gibi şimşekler çakacak
aşkımızın anısına bulutlar ağlayacak
14-4-1981 Abdullah Gözaydın
SOR BENİ
SOR BENİ TERK EDİLMİŞ KÖHNE BİR EVDEN
ISSIZ SOKAKLARDAN ÇAMURLU YOLLARDAN
SOR BANİ GÖRDÜĞÜN ŞARAPÇILARDAN
BENİ SOR KADER KURBANLARINDAN
SOR BENİ ISTANBUL RIHTIMLARINDAN
ÇİLELER ÇEKTİĞİM KALDIRIMLARDAN
SOR BENİ DÖŞEK YAPTIĞIM TAŞLARDAN
KAHRIMI ÇEKİPTE BIKANLARDAN SOR
SORMAK İSTERSEN BENİ ARKADAŞ
PARKLARDA YATAN GARİPLERDEN SOR
AŞKIN IZDIRABINA DAYANAMAYIP
DİYAR DİYAR SEYYAH OLANLARDAN SOR
SOR BENİ ELİNDE İSPİRTO ŞİŞESİ
KALBİNDE İNSANLIK SEVGİSİ OLANDAN SOR
SORMAK İSTERSEN BENİ ARKADAŞ
AŞKINDAN DERBEDER OLANLARDAN SOR
2-8-1981 Abdullah Gözaydın
O BENİM
aşkın ateşiyle mecnuna dönen
mum gibi eriyip kor gibi sönen
seni görünce acıyla ölen
bir garip görürsen bil ki o benim
adını her an sevgiyle anan
kendini derbeder yollara salan
seviyorum denince aptalca kanan
birini görürsen bil ki o benim
seviyor mu diye papatya yolan
mutluluk düşleyip hayaller kuran
yinede başını taşlara vuran
birini görürsen mutlak o benim
Abdullah Gözaydın 1982
SON
ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA ESEN RÜZGARDA
FIRTINA BORA YAĞAN YAĞMURDA
BİR KIŞ GÜNÜNÜN ACI SOĞUĞUNDA
BATAKLIK KARANLIK ISSIZ BİR SOKAKTA
BİR GARİP OTURMUŞ KALDIRIM TAŞLARINA
ELİNDE İSPİRTO YUDUMLARKEN AĞIR AĞIR
GÖZ YAŞLARINA KARIŞIR YAĞMUR DAMLACIKLARI
YIRTIKTIR ELBİSESİ ÇIPLAKTIR KİMİ YERİ
YÜZÜ KAPKARA OLMUŞ YARALIDIR ELLERİ
KAN ÇANAĞINA BENZER ÇÖKÜK GÖZLERİ
İSYAN EDERCESİNE YAŞANMIŞ GEÇMİŞİNE
VE KAYBOLAN UMUDUN TÜKENİŞİNE
AĞLIYOR GİBİYDİ BU SON GECESİNDE
Abdullah Gözaydın 1982
BİR GÜN
KALEM ELİMDE ANILAR BELLEĞİMDE
YAZIYORUM SANA ARZU VE DUYGULARIMI
TEK TESELLİ OLUYOR BANA
SENDEN GELEN MUTLULUK MEKTUPLARI
GÜN GELİR BENDEN HABER GELMEZSE
BİL Kİ KALEMLER YAZMAZ OLMUŞ
BİL Kİ KAĞITLAR DERTLERİMİ ALMAZ OLMUŞ
BİL Kİ BU ELLER ARTIK YAZAMAZ OLMUŞ
GÜN GELİR UMUDUNU KAYBEDERSEN EĞER
ANLA Kİ ELİMDEN BİR ŞEY GELMİYOR
ANLA Kİ BU GÖZLER ARTIK GÖRMÜYOR
ANLA Kİ BU KALBİM ARTIK ATMIYOR
GÜN GELİR KARA BİR HABER DUYARSAN EĞER
DÖRT DUVAR ARASINDA KAYBETMİŞSEM DÜNYAMI
SON KALBİM ATIŞINDA SON NEFES VERİŞİMDE
MUTLAK SENİ ANMIŞIM VE SANA AĞLAMIŞIM
5-3-1982 Abdullah Gözaydın
YAVRUM
BAYRAM GELMİŞ NASIL BAYRAM EDEYİM
YAVRUMDAN AYRIYIM BEN BAYRAMI NEYLEYİM
DÖRT DUVAR ARASINDA ÇELİK KAPI ARDINDA
BEN YAVRUMU İSTERİM GERİSİNİ NEYLEYİM
HERKESİN YAVRUSU ŞİMDİ YANINDA
BEN BIRAKTIM ONU GARİP HALİNDE
BAYRAM GÜNLERİ ELİN YANINDA
MUTLU OL SEN YAVRUM SEN GARİP GARİP
ÇOCUKLAR KÜÇÜKTÜR KOŞAR OYNARLAR
ANNELER BABALAR BAĞRINA BASARLAR
BABASIZ YAVRULAR NASIL YAŞARLAR
ARARSIN BABANI SEN GARİP GARİP
BİR GÜN DÖNERİM BELKİ YAKINDA
NE ZAMAN DEME BELKİ BAYRAMDA
BELKİ BİR ÖMÜR TA Kİ SONUNDA
UNUTMA BEKLE SEN GARİP GARİP
9-2-1982 Abdullah Gözaydın
UNUTAMAZSIN
SEVİYORUM BİR BAŞKASINI DESENDE İNANMAM
UNUTAMAZSIN BENİ UNUTTUM DESENDE YALAN
BENİM YERİME KİM OLURSA OLSUN SENİ SARAN
BENİ DÜŞLEYEREK SARILACAKSIN İNAN
ÖYLE GÜNLER GELECEK ADIMI SAYIKLAYACAK
BENİ RUHUNDA YAŞATACAKSIN İNAN
BAZEN BİR YABANCIYI DA BEN SANARAK
PEŞİNDEN KOŞACAKSIN HAYKIRARAK
UNUTTUM SENİ DEME SÖYLESEN DE YALAN
BENDİM SENİ SENDEN İLK ÇALAN
ŞİMDİ AŞKIMIZDAN GERİYE KALAN
UNUTTUM DEDİĞİN O KOCA YALAN
İNANDIRAMAZSIN KENDİNİ BÖYLE HAYALLE
TESELLİ BULAMAZSIN HER GÖRDÜĞÜNLE
SEVDİĞİNİ SANDIĞIN HER KİŞİDE BENİ ARAYACAK
KABUSLARLA ACILARLA HAYATIN SON BULACAK
24-10-1982 Abdullah Gözaydın
EMEL PEŞİNDE
KOŞMA AMEL PEŞİNDE KOŞ
BİR DİLİM EKMEK İÇİN EYLEME DUANDA YALTAKLANMA
BİR ZERRESİ VARSA MİDENDE HEMEN KUS
HAK ET HAKK cc. SENİN RIZKININ KORUYUCUSUDUR
Isparta da
hapishane vardır halı dokunur
idam tasdiki çıkarsa Kur'an okunur
öldürmek sanatı Alkadraz durmadan azar da azar
uçaktan denize tükürmeyin sakın İmralı'ya rastlar ( Yazar o vakitlerde
İmralı'daki bin civarında mahkumu kastediyor,Çocuk katili Apoyu değil)
Paris'te Frasne güneyde Santaroz
---çıkış günü hep aynıdır kalpte ümit ciğerlerde tüberküloz
hapishanelere Ramses'in mumyası konmaz ya insanlar konulur Sinop'a
vardın mı Piç Hayri'nin sazını dinledin mi hiç
Ordunun hapishanesi kiliseden bozma, kara derili mahkümların
timsahlara atıldığı beyaz kadın şehri yanında bir cehennem Santa zuma,
Hürriyet bin defa ilan olundu yaşasın hürriyet canım hürriyet
adalet,uhuvvet,müsavat Namık Kemal Magosa Mithat paşa Payas Piç Hayri
Sinop . canım ciğerim hürriyet Alanya kalesi denizi bıçaklamış
dalgalar iter iterde çıkaramaz, en tepesi şeytanlar burcu eskiden
suçluları atarlarmış, atmadan evvelde belki de kurtulursun derlermiş .
Dere tepe düz gittik, biz insanız ilerledik ümit vermeden öldürmeyi
öğrendik, sehpa icat oldu bolu beyi haklı çıktı, ya mertlik .
hapishane şehre bitişik giden gelmiyor gelen değişik acep nedendir .
Dağlarına kar yağsın Bayburt şen olasın, beni ararsan hapishanede
bulursun sevdiğiniz kadının gök düşmüş gözlerine çöreklenmiş oturur
yılan bakışlı huzur . o kadar mutlusunuz ki, koca adam çocuksu adam
acısını duymadan öleceksiniz, sırtınıza saplanan kamanın gözlerinizde
deli uçuşu, gökte şimşekten kalan izde, dağlar ötesi deniz yolcusu,
beyaz kuş ölümü tanıdınız değil mi,, bir defa aramaya çıktınızsa yolu
kimseye sormayın ha mutlaka bulunur mutlaka bulunur eğer sırtınızda
kürek kemiğinizin altında ufak bir delik ufacık bir delik kamanın yeri
hazırsa düzden gelen kurşun öldürmez karanlıktan korkun yaşamak başka
var olmak başka bütün canlıları öldürebilirim çocuklardan gayri insan
ağrıyan yerini unutmaz .
ceplerinizde isterseniz yumruklarınızı sıkın başkalarının cebine el
sokmak yasaktır ama kendi cebinizde ellerinizin ne yaptığını kimse
merak etmez belli olmaz ki hayatta üçüncü adamda olabilirsiniz ama
sakın şeytana uymayın. ruhsatsız silahınızın kabzasını cebinizde olsa
bile okşamayın ötesini kimse bilmez vallahi bu ilk vallahi bu son
browning, barabellum, smit wesson demeyin çaresiz bundan sonra ateş
edeceksiniz burada gün daima gece gardiyan büyük adalet cüce elleriniz
kanlı konuşamazsınız gözleriniz ellerinize elleriniz gözlerinize bir
şeyler anlatır anlayamazsınız . az mısınız çok musunuz sayınızı bilen
var mı ? açmışınız tokmuşsunuz halinizi soran var mı ? bir hakim üç
aynasız hayal etmek faydasız . düşünmek boşuna dört günlük hürriyet
iki kurşunla . mahpushane duvarı yüksek. arpa boyu geçmez istek .
mızrak boyundadır kin.ölünceye kadar katil.doğuncaya kadar kış
uykusunda kara tutkuların bilinçte ucu . bizimki değil bu çiçeklerin
,kuşların,insanların suçu .
siyasilerin koğuşu ayrıdır orada başlar bulunur doğ başı köprü başı
çeşme başı insan başı,çıban başı bela başı her şeyin sahibi var dört
duvarın, kelepçenin ,zincirin,gürültünün de sahibi var zindanların
hücrelerin sessizlik ise hepimizin tapusunda
----saygıdeğer hakimlerim pişmanım iyi insan olacağım
--olamazsın
----neden?
--biz öyle kara verdikte ondan
sessizce ağlayabilirsiniz duvarları dövemezsiniz haykıramazsınız
gökyüzüne bakabilirsiniz ama kendini öldüremezsin.
dört duvar bir dikdörtgen ortasına bir nokta koyunuz hücrede adamdır
bu. tek duvar tel çizgi önüne beş nokta koyunuz beş adamdır bu .
gözleri bağlı hedefte an bekleyip derin derin soluk verenler .
uygarlık mıdır bu tabiat her zaman haklı değildir ve siz kuşların
gelip geçtiği yolda neden geç kaldığınızı bilemezsiniz . hayat; katil
miras ;büyük esaret ve ölümün suç ortağı insan.
bahçesinde çiçek yetiştirenlere ve adam öldürenlere yalvarırım size
bunu neden yaptıklarını sormayın .
hayatınızı ama yanlız kendi hayatınızı papatya falına bakarcasına
itina ile harcayın .
ahretin bir kapısı bu kapının bir anahtarı olsa gerekir ümit o kapının
arkasındadır!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
hukuk profesörü FARUK EREN HOCA
HASRETİM
Abdullah'ım kimse bilmez halimden
duyan kaçar, dert feryadımdan
ayrı düştüm hem anam hem babadan
saçlar beyazladı sevgiye hasretim
bilmem neden hayat zor gelir bana
dolaştım cihanı düştüm zindana
kimi can bildiysem kin verdi bana
halden anlayacak kula hasretim
Abdullah bir hücrede oturmuş yazar
sıladan uzakta kalbi kan ağlar
görünmez düşümde sevgili yarlar
saçımı okşayacak yele hasretim
garip kuşlar gibi çer çöp topladım
yuva kuramadan ben mahkum oldum
nohuttan bulgurdan bıktım usandım
anam kavrulmuş turşuya hasretim
12/15/1986 Trabzon
Abdullah Gözaydın
ağzında
şarkılıktan çıkmış iniltilerle
dağ taş deme arkadaş gün batmadan ilerle
yara açsın kayalar ayaklarında varsın
varsın omuz başların kamçılardan kızarsın
bu ağrılar duyurmaz sana yalnızlığını
sırtında bir tüy gibi taşı demir yükünü
görmesinler belinin sakın büküldüğünü
başında şakladıkça zalimlerin kırbacı
anla ki her gün sana hız veriyor bir kutlu acı
Abdullah Gözaydın 1981
EL GİBİ DOLAŞMA
ANADOLU'NDA
BU SANA ATANDAN BİR YADİGARDIR
DİNLE BİR YOSMAYI PINAR YOLUNDA
DİNLE BİR YAYLADA GARİP ÇOBANI
ARKADAŞ YURDUNU İÇİNDEN TANI
BİR ISSIZ EV GİBİ GEZDİĞİN BU YURT
YILLARCA DÖKTÜRÜR SANA GÖZ YAŞI
Abdullah Gözaydın 1981
vergi derler
verirsin asker derler verirsin
elinde neyin kaldı böyle hep vere vere
bir taraftan hükümet bir taraftan eşkiya
nasıl tahammül etsin vatandaş bu soyguna
biri kanunla alır öbürüyse kanunsuz
cepler boş kalınca arada fark azalır
Abdullah Gözaydın 1981
BU ÇETİN
YOLCULUĞUN SONUNDA GÜN GELECEK
SIRMA SAÇLAR SARACAK HER KAN AKAN YERİNİ
GÜL DUDAKLAR ÖPECEK O KIRBAÇ İZLERİNİ
NE ÇOCUK ÇIĞLIĞI DUYDUM NE KADIN HIÇKIRIĞI
ERGANUN DİNLEMEDEN MARTI SESİNDEN BAŞKA
ALDILAR BENDE NE HİS VARSA GÜZEL,DOĞRU,İYİ
BİR ŞEYİM KALMADI VERDİKLERİ KİNDEN BAŞKA
IZDIRAP YILLARIMIZ DİLLERE DESTAN OLDU
ADIMIZ GEÇMEDİ YANLIZ ÖLÜM İLANLARINA
BİZ UNUTSAK DA ÖLÜMDEN BETER İŞKENCELERİ
KİM DEMİŞ BIRAKIR ALLAH cc: ONLARIN YANLARINA
ÜÇ ÖĞÜN KOĞUŞTAN TEKÇE NİZAMDA ÇIKARIZ
GİDERİZ ELDE ÇANAKLAR YENİLMESİ İŞKENCE AŞA
VOLGA MAHKUMLARININ BAHTI AÇIKMIŞ BİZDEN
VARMIŞ İMKANLARI BİR ŞARKI BULUP MIRILDANMAYA
ÖMRÜMÜN ZEHRİNİ KATMIŞTI ECEL ŞERBETİNE
ONA ÇOK GÖRDÜ KADER SON KADEHİN DOLMASINI
MUTLAKA RABBİM İSTEDİ BU GARİP KULUNUN
İNTİHAR ETMEYİP İLLAKİ ŞEHİD OLMASINI inşaallah
ADNAN MENDERESE ATFEN N.F. KISAKÜREK
KUBBE DALMIŞ DÜŞÜNÜR BAŞBAŞA ALEMİYLE
CEPHE KALKAR UZANIR ALTIN ELİF LAMİYLE
EĞİLİR SIRTI FETİHLER,YÜZLERCE SENE
İKİ ÇAPRAZ KOLU KUR'AN I TUTAN RAHLESİNE
BU ŞEHİD ! ARŞI BULUTLARLA BERABER AŞALI
KANAYAN GÖLGESİDİR YERDE YATAN TÜRBE ŞALI
ÖLÜMÜN SIRTINA BİNMİŞ DE KÜHEYLAN DİYE
BEŞ ASIRDAN UZANAN ÖRTÜSÜ SARKAR KÜREYE
UÇACAK GİZLİ KANATLARLA ŞU TOPRAK YIĞINI
BİLMİYORMUŞ GİBİ KOYNUNDA KİMLERİN YATTIĞINI
ÇÜNKÜ ÜÇ KITAYI KATMIŞTI BU RUH ARKASINA
GİRİYORKEN BU SİYAH ÖRTÜLÜ SANDUKASINA
ÇÜNKÜ BİR YILDIZIN ÜSTÜNDEKİ KARTALDI TUĞU
ALEVİN RENGİ KUCAKLARKEN O KAT KAT KAVUĞU
ÇÜNKÜ MİĞFERİN ÜSTÜNDE KÖPÜRDÜKÇE ATI
TUNÇ ALINLARDA PARILDARDI CİHAN SALTANATI
DİLİ VARDIR BU KARANLIKLARIN ANLARSAN EĞER
ALTI ASRIN KARARIP İŞTE MEZAR OLDUĞU YER
Prof.MİTHAT CEMAL BEY
DURUCU DEĞİLİZ
Burada hiç kimse durucu değil
Hepimiz dünyadan göçmeye geldik
Kör olan bu işi görücü değil
İyiyi kötüden seçmeye geldik
Tüccarlar gibi alış verişle
Öbür alem gibi bir sürü işle
Az bir sıkıntı biraz bekleyişle
Hakka giden yolu açmaya geldik
Gelmedik buraya bir dava için
Anlamı karanlık bir kavga için
Dünyaya ait bir sevda için
Bizlar ab-ı hayat içmeye geldik
Ashabı keh-f gibi mağaralarda
Den kutlu ile mübarek garda
Henüz ölüp gömülmeden mezara
Bitmeyen çileyi çekmeye geldik
Niceleri düştü dünya ağına
Vurdular bahçesine bağına
Anlarlar varınca son durağına
Bizler o durağı geçmeye geldik
Abdullah Gözaydın 1981
Trabzon ceza
evinde
MEHMET AKİF ERSOYU ANMA ŞİİR YARIŞMASI
Sergilenmeye layık görülen şiirim
Milli mücadele bayrağı tevhid
Bu bayrak altında bir nefer akif
Yurdumu sarmış zifiri karanlık
Bir yıldız,bir hilal,güneşti akif
Düşman çizmesi altında yurdum
Milletim bitkin milletim şaşkın
Razı değil kendine çizilen istikbale
Arıyor bir ışık arıyor kıvılcım
Doğunca ankarada milli hükümet
Milletin kabusu sona eriyor
Akifler kemaller ile birlikte
Ayşeler mehmetler cepheye koşuyor
Nice destanlar yazılırken
Yazılır türkün istiklal marşı
Gücüyle azmiyle inancı ile
Milli mücadelenin ruhudur akif.
Abdullah Gözaydın 1986
Yarışma
birincisi seçilen şiiir im
AKİFİ ANARKEN
Seni anlatmak geliyor gönlümden
Nasıl anlatayım hakkını çiğnemeden
Destanlara sığmaz taşar hayatın
Ey milli kurtuluşa ruh veren kahraman
Seni anlatamaz bu aciz diller
Yetmez kağıtlar,kalemler,kelimeler
Sen bu milletin,millet senin eserin
Öğün dilediğince ey şairi a'zam
Senin mücadelenle yıkıldı batıl inançlar
Hutbelerinle kuruldu milli bütünlük
Milli marşınla kazandı bu millet güç
Ruhun aziz olsun ey büyük kahraman
Aydınlattın milleti kurtardın ihanetten
Cami minber lerinden cephe siperlerinden
Bu millet genç cumhuriyet
Size minnet borçlu ey aziz kahraman
Yaşayacaktır var oldukça dünya marşın
Bir daha yazılmayacaktır benzeri
Ulaşacaktır en yükseklere milletin
İnanç,azim,birlik ile.
24-12-1986
Trabzon kapalı ceza evi
ABDULLAH GÖZAYDIN
BİR ZAMANLAR
Bir zamanlar ezanla uyanılırmış
Ne rutubetten şikayet,Ne başında nöbetçi çınğıraklı saatler
Bir zamanlar ezanla uyanılırmış
Güneş doğmazmış üstüne uykuda insan oğlunun
şehrin serin sokakları birbiriyle selamlaşan
güler yüzlü kardeşleri muhabbetle karşılarmış
Bir zamanlar ezanla uyanılırmış
Besmeleyle başlanırmış her güne
kapılar besmeleyle açılır,besmeleyle kesilirmiş kumaşlar
Komşusuna gönderirmiş ikici müşterisini günün ilk işini yapan esnaflar
Bir zamanlar ezanla uyanılırmış
Bir anda çarşı pazar birbirine dua eden
İnsanlarla dolarmış ve kadınlar ilk ağızda komşusunun derdi için
ağlarmış
Bir zamanlar ezanla uyanılırmış
Çiftçi,işci,esnaf,memurbir tarağın dişleri gibi eşit
Aynı duvarın taşları gibi kenetlenmiş
Bir zamanlar ezanla uyanılırmış
Ne yerli ne yabancı kimsenin gurbetçilik çekmediği şehirler varmış
Bir zamanlar ezanla uyanılırmış
Evlerden camilere dolarmış mahalleli
İçlerinden en münesip en ahlaklı en bilgili en muttaki geçermiş öne
Birlikte yönelinir hayatın sahibine
Birlikte çözülürmüş cümle sorunlar hemde caminin içinde
Bir zamanlar ezanla uyanılırmış
Bayram namazından sonra kucaklaşır helalleşir gülüşür
Kurbanlar kesilir allah yolunda yürekler ikram etme yarışında
Böylece bir anda çarparmış bütün gönüller bir gayede
Bir zamanlar ezanlarla uyanılan şehirler varmış ve yaşanılan
Yalancı
Kucak dolusu sevgiler getirecektim sana
Karanlık dünyana ışık olacaktım
Bensiz boşlukta kaybolmayacaktın
Şimdi oldum yanında yalancı
güller açmadan dönüp gelecektim
bir daha ayrılmayacaktık hayatta
güller soldu kurudu bunca zaman
hala sözümde duramadım oldum yalancı
artık umutsuzluğa kapıldın her halde
dayanılmaz olmuştur bensiz yaşamak
bütün hayallerim zifiri karanlık
hala dönemedim oldum yalancı
sen şimdi bir yabancının kollarında
sen şimdi mutluluklar yolunda
sen şimdi umudun doruğunda
mutlu olurum sanma unutamazsın
geçmişi başkasıyla yaşayamazsın
Abdullah Gözaydın 1986
mektup arkadaşım
görmedi gözüm dünya gözü ile
satırlarla düştün hasta gönlüme
yar zannettim sevindim hayalinle
zalim oldun şimdi yaran içimde
ilk mektup ilk satırda anladım seni
lakin kandıramadım hasta kalbimi
satırlarda kalan yalan bir aşk idi
bir kibritle yandı kül oldu bitti
gözlerini görseydim tanırdım seni
yalan vaadlerle kandıramazdın beni
satırlarınla çalamazdın kalbimi
böyle derbeder edemezdin sen beni
mazlum ahı alanlar asla gülemez
acı ve kederden kurtulamazlar
mutlu bir yuva yüzü görmezler
inleye sızlaya ölüp giderler
Abdullah Gözaydın 1983
SORMA BANA
sorma bana mutluluğu sefayı
sormayın gülmeyi kahkahayı
ömrümde tanımadımki bunları
güzel duygular olmalı
bilmemki herhalde öyle.
bana uykularımı bölen kabusları sorun
bana kahrolup ağladığım geceleri sorun
demir kapılar ardında yıllarca
gençliğimi nasıl çürüttüğümü sorun
yanlızlığı sorun bana soğuk geceleri
bir battaniye altında titremeleri
rutubet kokan duvarlar arasında
farelerin cirit attığı koridorlarda
ağlayanları sızlayanları sorun bana
sabah akşam bir kuru ekmek kuyruğunda
bir tabak sıcak su için savaşan
arayıp ta yerlerde izmarit bulamayan
çaresiz kalmış aslanları sorun bana
yerin yedi kat dibinde ekmeğini
farelerle paylaşmaya mecbur olanları sor
ıslak bir battaniye altında yıllarca
dondurucu dehlizlerde yapayalnız
her gün ölüp dirilenleri sorun bana
derdinden yaşama küsmüş,darılmış
hasret çekip bıkanları sor bana
sıla hasretiyle yanıp kavrulmuş
çaresiz garipleri sor bana
insan yerine konulmayıp ta
hayvandan beter aşağılanan
derdini kimseye anlatamayan
anlatsa da asla duyuramayan
bir yığın mahkumun derdini sor bana
4/10/1982 AFYON
Sen bilemezsin
SEN BİLEMEZSİN PASLI BİR HANÇERDİR YANLIZLIK
GELİR TAM CAN ALACAK YERİMDEN VURUR
SEN BİLEMEZSİN GECENİN GEÇ BİR SAATİNDE
BİR BÖCEK GİRER BEYNİME KEMİRİR DURUR
SEN BİLEMEZSİN ÇARESİZLİK NASIL CAN ALIR
YAŞAMAK BİR ANDA ÇEKİLMEZ OLUR
TUTACAK BİR DAL ARARSIN BULAMAZSIN
EL YORULUR AYAK YORULUR YÜREK ÇIRPINIR
SEN BİLEZSİN ACI SONUN BU TÜRLÜSÜNÜ
BİLEMEZSİN BİR TEK KİBRİTİN CILIZ ALEVİYLE
BENZİNE BULANMIŞ BİR ADAM NASIL TUTUŞUR
BU ASLINDA SEVMEKTİR BİRDE UNUTAMAMAK
14/11/1982 AFYON
Abdullah Gözaydın 1986
KARA GÖZLÜM
bakıpta halime sakın ağlama
bitecek bu hasret bil karagözlüm
üzülüp gücenip gönül dağlama
sil gözyaşlarını sil karagözlüm
genç yaşta üstümde bu kara bulut
benim herşeyim sensin kederi unut
iyi günler ileride buda bir umut
seni unutamam bil karagözlüm
yaşamaktaki gücüm daima sensin
sen sen değil inanıyorum bensin
unutmadığını cihanda bilsin
ben unutmadım bil karagözlüm
günlerim geçiyor seninle birlik
gönlümde kalmadı bir düzen dirlik
ben seni sen beni yenimi bildik
artık gözyaşlarını sil karagözlüm
seninle yaşadık çok mutlu günler
sevmişsen bu benim sözümü dinle
on değil yüz değil geçecek binler
sen sabırlı ol gül kara gözlüm
benim bu kalbim daima senle
o kalbin bilirim daima benle
zindanda olsam da sesimi dinle
kavuşacağız inan bil kara gözlüm
14/12/1982 Afyon
Abdullah Gözaydın 1986
şimdi solan
benizlere ağlayan gözler
ağlamayın artık bak geliyorum
bir bilseniz garip gönlüm ah nasıl özler
üzülme biter bir gün gelirim
umut kesme buralarda biraz daha kalsam da
geçmişimde bir noktaya öyle dalsam da
elli milyon içinde yalnız kalsam da
üzülme biter bir gün gelirim
varsın ezsin insanları dertler kederler
bir umut var garipler ahrette gülerler
ne kadar kötü olsa buralardan haberler
üzülme biter bir gün gelirim
üzülmek çözüm olsa ben kahrolurdum
kahrolmak zayıflık üzülmeyin sizlerde
dönüşlü bir yoldur ömür yeterse
üzülme biter bir gün gelirim
biliyorum bu ağlayış sevinçten diyorsunuz
artık ağlamak yok diye söz veriyorsunuz
benimde ağladığımı siz bilmiyorsunuz
üzülme biter bir gün gelirim
03/02/1983 burdur-Abdullah Gözaydın
BANA DERT OLDU
ÖMRÜM, BU GÜN KENDİ ELİMLE
MEZARIMI, BİR GELİN GİBİ ÇİÇEKLİYORUM
ÖLÜMÜM HER KALBE AYRI BİR AZAP OLSA BİLE
BEN O MUKADDER GÜNÜ HASRETLE BEKLİYORUM
KALBİM USANDI ARTIK VURMAKTAN ÇIRPINMAKTAN
SENELER VAR Kİ YALNIZ ÇEKTİĞİ KAHRI SAYDI
GENÇLİĞİME YANARDIM EĞER ÖLDÜĞÜM ZAMAN
ARKAMDAN AĞLAYACAK BİR SEVENİM OLAYDI
ZEHRİNİ TA İÇİMDEN TADARAK BİN BİR YASIN
CAN VERİRSEM, ÖLÜMÜM KİMSEYE DERT OLMASIN
BU EN GÜZEL GÜNÜMDÜR, BU BENİM İLK BAHARIM
NE BİR KARDEŞ NE BİR DOST NE BİR SEVGİLİ YÜZÜ
YALNIZ YEŞİL BAĞLARIN ORMANLARIN ÖKSÜZÜ
EŞSİZ KALAN BÜLBÜLLER AĞLASIN MEZARIMDA
BU MUKADDER YOLUN SON DURAĞINDA
18/5/1985 BURDUR Abdullah Gözaydın
BELAMI ! ARIYORUM
Ağlamak istiyorum senin için.
Kızmak istiyorum hatalarına
Pişman olmak istiyorum
Yanlışlarıma isyan etmek
kavga etmek istiyorum
ne bulursam sana atmak
senin savurduklarından kaçmak
veya isabet alıp yaralanmak.
olsun sen var olda ben ağlayayım
veya sen ağla ben güleyim
vurup kapıyı çıkayım
meyhaneye kahveye
ama yine döneyim
pek geç olmadan sabaha da kalmadan
yine barışalım hep yaptığımız gibi
gülelim yaşadığımız saçmalıklara
yine sarılalım, doyalım sabaha kadar
Senle olmak istiyorum her pahasına
aldatmak aldatılmak kuşkusundan uzak.
Her gün bir fıçı kesmese de beni
bütün gün saçlarımı yolup
ulu orta küfretsem de
senle olmak istiyorum her pahasına
Yatağıma girenken sıcaklığını
sarılırken kokunu, nazlarını
uyanırken darmadağın çirkinliğini
ben seni istiyorum
Kimsin bilmiyorum Tanımıyorum
Nasılsın,saçın ,tenin yaşın ne ?
Nerelisin kilon kaç ?bilmiyorum.
Hasretle karşıma çıkmanı bekliyorum.
Not: Bir kanalda canlı yayında aile kavgalarını
izliyorum,İnsanlar yıllarca bir yastığa baş koymalarına,dünyaya yeni
canlar kazandırmalarına rağmen bence saçma sapan nedenlerden dolayı
kavga ediyorlar. sonuçta kimse bir adım geri atmak istemediğinden,
olayı boşanmaya,birbirlerine kıymaya kadar götürüyorlar,Aslında
kişiler bu işleri fazla gurur,kibir yapmasalar hayat daha çekilir
olurdu.
Buradan acizane bir nasihat etmek isterim:Evlenmek
isteyenler bir gözünü kör,bir kulağını sağır kabul edecek ve
konuşulacak her iki sözden birini yutacak konuşmayacak.
Bence bunları yapamayanlar lütfen macera olarak ,cahillik olarak
evlenmesinler.mutsuz çocukların ,ailelerin oluşmasına sebep
olmasınlar.Lütfen !
ABDULLAH GÖZAYDIN E-Mail: a@hayrat.net
YAZARIN DİĞER
YAZILARI
|